PotaForum.Net - Türkiye'nin En Büyük Paylaşım Sitesi

Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   PotaForum.Net | Türkiyenin En Büyük Basketbol Paylaşım Sitesi > Serbest Forum > Serbest

Yeni Konu aç Cevapla
 
Paylaş Seçenekler Arama Stil
Alt 05-05-13   #71
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

Çok okuyan değil, çok gezen bilir!
05 Mayıs 2013 Pazar - 08:30
226 ülke gezen Orhan Kural, “Yaşayarak öğrenmenin yeri bir başka” diyor.


Betül Altınbaşak'la PAZAR KAHVESİ -
-

Sunuş
Ne çok isterdim kanatlarım olsa da uçsam, sırt çantam omzumda dünyayı gezsem, farklı coğrafyalarda farklı insanlarla olsam, bir gün evlerine, bir gün bahçelerine ama önce gönüllerine konuk olsam... Vize olmasa, pasaport olmasa dünya vatandaşı olsam. Bir gün orada, bir gün burada çalışsam ama çalıştığım kadar da gezsem. Çok ütopik geldi değil mi bu yazdıklarım. Olamaz mı, yapılamaz mı? Prof. Dr. Orhan Kural'ı tanıyanlar, kitaplarını okuyanlar, Gezginler Kulübü'ne üye olanlar bilirler ki hoca tam da böyle birisidir. Dünyada ayak basmadığı yer sayılıdır. Dünyanın en çok seminer veren insanıdır. Dünya basını kendisini çok iyi tanır; yazar, anlatır ama hiç yorulmaz. Sigaradan nefret eder, bu yoldaki çabasını da bilmeyen yoktur. Biz de güzel bir bahar gününde, Gezginler Kulübü'nün özel bir organizasyonunda hocamız ile bir araya geldik. Çok gezmenin sırrını niyet ve öncelikler arasına almak olarak gören hocamıza kuruculuğunu yaptığı Gezginler Kulübü'nün bir faaliyetinde “Nasıl gezgin olunur?” diye sorduk. İşte size güzel bir bahar gününde sıcacık sohbetimizden bir özet...

Gezginler Kulübü fikri nasıl oluştu?
Bundan 14 yıl önce bir film izlemiştim. Adı 80 Günde Devri Alem. Film, Londra'da bir gezginler kulübünde başlıyordu. O zaman “Neden bizim ülkemizde insanların izlenimlerini, tecrübelerini birbirine aktarabileceği böyle bir dernek yok” diye düşünmüştüm. Böylece bir dernek kurmaya karar verdim. O zamanlar Prof. Nadir Paksoy ve Coşkun Aral'a fikrimi aktardım ve birlikte derneği kurmaya karar verdik. Onlar “Taksim'de bir daire tutalım” dediler; “Olmaz” dedim ve Balat'ta yer arayışına girdim; bir bina aldım. Bugün o bina hem Benin Konsolosluğu hem de Gezginler Derneği... 14 yıldır faaliyet gösteriyoruz. Neden Benin derseniz aynı zamanda Benin Başkonsolosuyum.

Dünyada benzer dernekler var mı?
Dünyada 40 civarında 30-40 yıllık geçmişi olan dernekler var ama biz onların içerisinde bir numaraya yükseldik. Gerek üye sayımızla, gerek faaliyetlerimizle, yaptığımız gezilerle hepsini hatta dünyanın en eskisi Norveç'in 50 yıl önce kurulmuş derneklerini geçtik. Buraya geldiklerinde çok şaşırıyorlar.

İnsanlara 'gezin' diyorsunuz?
Evet, biz diyoruz ki herkes yola çıksın. Çünkü yola çıkan herkes problem çözme yeteneğini geliştirir; lisanı ilerler; insanlarla iletişimi güçlenir. Bunlar hep gezerek olur. Yoksa kafe gezmekle, futbol maçı izlemekle gelişemezsiniz.

Çok okuyan mı çok gezen mi bilir?
Çok gezen. Elbette okuyup bilginizi artıracaksınız ama gezip göreceksiniz. Hareket halinde olacaksınız. Yaşayarak öğrenmenin yeri bir başka. Bana bakın; bu kadar işi yapabiliyorsam gezgin olduğum için. Şu anda bir üniversitede bölüm başkanlığını yapıyorum; iki derneği yönetiyorum; iki TV programı yapıyorum. Kitaplar yazıyorum. Bunları bu yaşta yapmak kolay değil ama çok gezdiğim için pratik kararlar alıp uygulayabiliyorum.

Her gezgin aynı zamanda barış elçisi değil mi?
Elbette, gezerseniz dostluklar oluşur. Önyargılar ortadan kalkar. İnsanlar ne kadar gezip birbirini tanırsa politikacılar olumsuz etkilerde bulunamaz. Savaşa yönlendiremez. Halklar birbirleriyle kaynaşır. Onun için dünyanın her yerinde insanları “yola çıkmaya” davet ediyoruz. Bu gezilerde biz hepimiz birer iyi niyet elçisiyiz. Büyükelçilikleri ziyaret ediyoruz; basın toplantısı düzenliyoruz, ara sokaklarda halkla karışıyor, kültürlerini yakından tanıma fırsatı buluyoruz.

Sizi diğer derneklerden başarılı kılan nedir?
Bizim en önemli farkımız, gidilmeyen yerlere gitmek. Oralarda ülkemizi tanıtıyoruz. Manahuta'dan Yeni Kalodonya'ya, Papua Yeni Gine'ye kadar kimsenin gitmediği yerlere gidip basın toplantıları düzenliyoruz. Daha dün Jamaika'nın bir numaralı gazetesinde benimle ilgili birinci sayfada haberler çıktı. Dernek benim için çok önemli. Birçok şey yaptım ama hayatta yaptığım en iyi şey bu derneği kurmak oldu.

Hocam kaç ülke gezdiniz?
226 ülke. Şu anda Türkiye birincisiyim. Dünyada en çok konferans veren kişiyim. 200 ülkede konferans verdim. Pasifik'te henüz gezmediğim küçük bazı adalar var. Karayipler'de sadece iki ada kaldı.

Tek başınıza da geziyorsunuz?
Evet, çok da severim. Hiç sıkılmam; hemen arkadaş bulurum. Birisi yüz vermezse diğerine giderim. Arkadaş bulmakta zorlanmam. Evlerine giderim. Bakarım ne yerler, ne içerler.

Korkmuyor musunuz? Ya da onlar çekinmiyor mu?
Yoo, deneyimliyim artık. Kimle nasıl konuşacağımı biliyorum. Kitaplarımdan, yazılarımdan, dünyada çıkan gazete haberlerimden yanıma alıyorum. O zaman bana güveniyorlar. “Ben tanınmış yazarım” diyorum. “Şeref duyarız sizi ağırlamaktan” diyorlar. Çok iyi gözlemlerim çevremi. Yalnız gezerken daha rahat hareket edersiniz ama bazen içinize korku da düşebilir; “Başıma bir şey gelse bana ne olur” diye. Ama bu bir tercih. Ayrıca evde her ülkenin kataloğu var. Gitmeden önce onları okurum.

Biraz da son kitabınızdan bahsetsek. 14. gezi kitabınız sanırım.
Evet, “Bay Gezen 14” adını verdiğim kitabımda Maldivler, Fiji, Kaledonya, Irak, El Salvador, Moritanya, Guyana , Sao Tome gibi dünyanın çeşitli yerlerini anlattım. Evliya Çelebi'yi bir yana bırakırsak, tarihe yeterince büyük gezginler, kaşifler, gezgin şairler kazandıramamış bir toplumuz. Yazmayı olduğu gibi okumayı da sevmiyoruz. Gezi notlarımı kitaplara dönüştürme tutkusu yıllardır gönlümde yatıyordu. Başkalarının da yolu aynı ülkelere düşerse, önceden bilgili gitmelerinin yararı olur diye düşündüm.

Kitabınızdan kültürel farklılıklara bir örnek verseniz.
Vietnam'dan verelim. Vietnam'da “sözünü tutma” ve randevuya zamanında gelme” alışkanlığı hemen hemen hiç yoktur. Örneğin Vietnamlı bir aileyi yemeğe davet ettiniz, hatta öğlen telefonla hatırlatınız. Yine de gelmeyebilir ve telefonla da “gelmiyoruz” da demezler. Ertesi gün özür de dilemezler.Çünkü bunu hatalı bir davranış olarak görmezler.


SİGARA YASAK

En sevdiğim ülke Butan

Sizdeki bu gezme merakı nereden geliyor?
İlkokuldayken anneme demişim ki, “Bu yaşıma geldim hâlâ Avrupa'yı görmedim.” Annem gittiği yerlere beni de götürürdü. Ama kafi gelmemiş belli ki bana. Anlayacağınız ta çocukluktan içimdeymiş benim gezginciliğim.

En sevdiğiniz, ilginç bulduğunuz ülke neresidir?
Butan Krallığı. Butan'ı çok seviyorum çünkü sigara içilmiyor. Kral tarafından sigara yasaklanmış durumda. Ağaçlar kesilmiyor. 2000'den fazla turist kabul edilmiyor. “Fazla gelip kültürümüzü, dokumuzu bozmasınlar” diyorlar.

İyi bir şey mi bu?
İyi tabii. Antalya'ya bakın. Çok fazla geliyorlar. Bir hafta bir otelde kertenkele gibi yayılıp, yağlanıp ortalığı kirletip, yemeklerini artık yapıyorlar. Açık büfeden bir sürü şey alıp yemiyorlar; bu kadar insan açlıktan ölürken. Bir akşam yemeği fiyatına bir hafta kalıyorlar. Kültürümüzü bozuyorlar. Bir su bile almıyorlar. Doğru dürüst bir para da bırakmadan havayı, suyu kirletip gidiyorlar. Buna gezginlik denmez. Turist olabilir ama bizim geziden anladığımız bu değil.

Bir hatıranız var mı Butan ile ilgili?
En son Butan'a gittiğimde Kral ile buluşacaktım. Sigara yasak ya ben de “Bir kontrol edeyim” dedim. Özellikle kaldığım otelin resepsiyonuna gittim, “Ben sigara içiyorum, nerden bulabilirim” dedim. Resepsiyon çalışanı “İki sokak ileride solda bir bakkal var” dedi; 3 katı fiyata satıyormuş. Bangladeşli, yol yapımında çalışan işçiler getiriyormuş. Bunu Kral'a anlattım; çok bozuldu. Birkaç gün sonra gazetelerde okudum. Kral evleri arattırmış; kaçak sigara var mı diye.

Önemli olan istemek çok para lazım değil

Gezin diyorsunuz da gezmek için çok para lazım değil mi Hocam?

Hayır, kesinlikle değil. Kimse bana parayı bahane etmesin. Mühim olan gezme isteği, heves. İnsan cebinde 200 dolar ile İran'a gider, bir hafta kalır, gelir. Aynı para sigaraya harcanıyor. Gezgin olmak isteğidir önemli olan. 50 TL'ye buradan Tebriz'e otobüs var. Farklılıkları yaşamak iste yeter ki.

Avrupa'ya gitmek istersek...
Gidersiniz. Mesele niyet. Biraz paranızı biriktirip, önceden takip ederseniz 200 liraya uçak bileti alıyorsunuz. Ucuz oteller var; ben oralarda kalıyorum. Yakında Belgrad'a gidiyorum, çok ucuza aldım biletleri; gidiş dönüş 200 TL.


GEZMEYE GİDERKEN BUNLARI UNUTMAYIN
Fotoğraf makinesi ve ilaç şart

Bir gezginin çantasında ne olmalı?
Bir defa fotoğraf makinesi mutlaka olmalı. İlacı yurt dışında almak çok güç; belli ilaçlar yanınızda olmalı. Gözlük unutulmamalı. Notlarım daima yanımdadır. Bir defa çok kıyafete karşıyım; her şey az olmalı. Hızla yıkayabileceğim şeyleri tercih ederim. Bavul bir derttir. Şu da bilinmelidir: Bir ülkede yabancı birisi her zaman hırsızlar tarafından potansiyel bir avdır. Paramı belimde bir kuşakla taşırım.

Görmekten en mutlu olduğunuz ülke neresi?
Guatemala diyebilirim. Hareketli insanlar, sıcaklar, çok güler yüzlüler.

Gezginliğe yeni adım atan birisi nereden başlamalı?
Komşulardan başlayabilirler. Eskiden “Suriye'den başlayın” derdik, şimdi yaşanan karışıklıklardan dolayı İran'dan başlasınlar diyebilirim. Vize de istemez, yakın yerlerden başlasınlar. Ülkemize gelen turistleri görüyoruz. Yaşına başına bakmadan gezenler var. Bizde de yaşlıların ödü kopuyor başımıza bir şey gelirse diye. Ne kadar yanlış, gezmeye korkutuyoruz biz insanları. Sağlığı müsait olduğu sürece gezebilir bir insan. Hep dediğim gibi niyet çok önemli. Bizim üyelerimiz içerisinde yaşı ileri birçok üye var.
Gezginler Kulübü için; [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]

[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
turkiyegazetesi.com

“Bayan Sus” kendini anlattı
Hastane duvarlarında görmeye alıştığımız sus işareti yapan hemşire, yıllar sonra gerçek hikayesini paylaştı.

HABER MERKEZİ -
- Hastane duvarlarını süsleyen ünlü 'Sus' pozunun sahibi Dilek Tunca, herkesin kendisini hemşire sandığını, ancak o yıllarda mankenlik ve fotomodellik yaptığını söyledi. Tunca hikayesini ve yaşadığı ilginç olayları OT Dergisi'ne anlattı… İşte Türkiye'de hemen herkesin tanıdığı 'Sus hemşire'nin hikayesi: “1976 senesinin yazıydı. Şişli'de yaşıyordum. Babam Subay Emeklisi, annem ise terziydi. Turizm işimle ilgili Almanya'dan döndüğüm gün Cağaloğlu'ndaki İstanbul Reklam Ajansı beni aradı. Almanya'dan döndüğümün ertesi günü çekildi o fotoğraf. Elbiseyi de Haseki Hastanesi'nin başhemşiresinden ödünç almışlardı. Yurtoğlu ilaç firması, hastanelere bir 'Sus Pankartı' yaptırmak istiyormuş. Firma beni seçmiş. 20 küsurlu yaşlardaydım. 'Bayan Sus'tan önce de deterjan reklamları vardı. 4 sene oynadım. 'Bayan Omo'ydum o zamanda. Hayat, Ses Mecmuası'nda çıkardı fotoğrafları. Reklam filmi de çekildi. Hem de ilk renkli reklam filmiydi. Çamaşırları asıyorum. 'Benim için önemli olan beyazlık' diyorum. Ben hastanelere gittiğimde doktorlar ve hemşirelere tanıdık geliyorum. Yakın davranıyorlar. İlk defa karşılaşmışız aslında ama yıllarca fotoğrafıma bakmışlar, aşinalar bana. Bu duruma çok gülüyorum. Bir gün göz doktoruna gittim. Kızcağız bana bakıp “Yüzünüz hiç yabancı gelmiyor” dedi gülerek, halbuki tam arkasında benim hemşire pozum asılı...”


[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
turkiyegazetesi.com






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-19-13   #72
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

GURBET'LE RENKLER VE SESLER
Gurbet Kalay Zorba
gurbet.zorba@tg.com.tr
19 Mayıs 2013 Pazar


Başarı sırrım mazlum duası

Sunuş
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hepimizin yakinen tanıdığı ve belediye başkanlığında 30. yılını doldurmak üzere olan bir isim. Keçiören ile başlayan belediye başkanlığına 4 dönem üst üste seçilerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak devam ediyor. Yeni dönem için aday adayıyım ile başlayalım söze. Başkanlık, belediye, Ankara, sosyal medya, gençler, eş ve aile dahil birçok konuya değindik. Eşi Nevin Hanım ve oğulları Ahmet ve Osman Gökçek röportajımıza güzel katkı sağladılar, teşekkür ederim. Başkan ile güzel bir sohbet ve paylaşım oldu. İtiraf etmeliyim, yazarken ve kısaltırken en zorlandığım yazım diyebilirim. Hem sohbet uzun ve hem paylaşılanlar dolu dolu, bu kadar tecrübeyi ve yılı bir sayfaya sığdırmak zor tabii, güzel bir paylaşım olduğu kanaatindeyim, umarım siz de okuyunca benimle hemfikir olursunuz...
İyi pazarlar G.K.Z.


Bizi makamında ağırlayan Başkan Melih Gökçek, sorularımızı bütün açıklığıyla cevapladı.

4 dönem üst üste Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilerek ciddi bir rekora imza atan Melih Gökçek’le kendisiyle ilgili merak edilen pek çok konuyu konuştuk...

2.kez Avrupa ödülü alan Kentler Birliği Başkanlığı’na seçildiniz.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Avrupa’daki kentlere dört tane ödül veriyor. Bu ödüller, Avrupa diplomasi, şeref bayrağı, şeref plaketi ve büyük Avrupa ödülleridir. Dört ödül Avrupa kentleri içerisinde sadece üç kent tarafından alınmıştır. Birincisi Lahey, ikincisi Viyana, üçüncüsü ise Ankara’dır. Onlar bu ödülü yirmi beş yılda aldılar, biz ise bu dört ödülü sadece sekiz yılda aldık. 72 üye ile kurul toplandı ve ikinci kez oy birliğiyle beni başkan seçtiler. Avrupa ödülü alan Kentler Birliği başkanıyım.

Keçiören Belediye Başkanlığı ile başlayıp dört dönem üst üste seçilerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak devam, meslekte 30 yılın başlıklarını sizden alalım...
84-89 Keçiören Belediye başkanlığı yaptım. 89’da Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü yaptım. 1991’de ise milletvekili seçimlerine girdim ve 94’de Büyükşehir Belediye Başkanı seçildim. 4 dönem üst üste seçildim ve 20. yılımı yaşıyorum. Yani ömrümde yaklaşık 25 yıl Belediye başkanlığı yapmış oluyorum. Bu çok ciddi bir rekordur.

Dört yıl üst üste Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmenizdeki sebepler size göre nelerdir?
Başarının temelinde tek bir şey vardır; o da mazlumun, fakirin, fukaranın duasını almaktır. Onu aldınız mı başarı size otomatik gelir. Onların haklarını koruyup, kollayacaksınız, engelliye şefkat göstereceksiniz, çocukları seveceksiniz ve merhametli olacaksınız. Bunları yaptığınız zaman seçilmemeniz için hiçbir sebep yok.

20 Ekim’in sizin hayatınızdaki öneminden bahseder misiniz?
20 Ekim benim ve eşimin doğum günü, milletvekili seçildiğim gün ve aynı zamanda da evlilik yıldönümümüz...

2014 birkaç seçimin buluştuğu bir yıl olacak. Sizin öngörünüz ne yönde?
Biz yine Ak Parti olarak Allah’ın izniyle açık ara farkla alırız seçimleri. Başbakanımızın yapmış olduğu politikalar halk tarafından oldukça benimsenmiş durumdadır. Tüm dünyada işsizlik artarken, Türkiye’de işsizliğin azalması çok önemli bir adım. IMF’nin borçlarını bitirmemiz de oldukça önemli bir gelişme...

Başkentimizin Belediye Başkanı olarak Ankara’yı siz anlatın bize...
İlk önce biz Ankara’yı nasıl devir aldık, buna bakmak lazım. Ankara tam anlamıyla bozkır bir haldeydi. Ankara’da ki yeşil alan kişi başına 2 metre kareydi. Şu anda ise kişi başına düşen yeşil alan 19 metrekaredir ve bununla beraber aynı hızla nüfus da iki kat artmış durumdadır. Her sene 71 yıllık Ankara tarihi kadar yeşil alan ilave ettik.
Ankara’da çevre kirliliği hat safhadaydı ve kuşlar kondukları dallardan teker teker aşağıya dökülüyorlardır. O zamanlar Ankara’da iki yüz, üç yüz bin arası araç vardı. Tek ve çift plaka uygulaması yapılıyordu. Ben bunların hepsinin filmlerini çıkarttım ve önümüzdeki günlerde herkese bu Ankara’yı hatırlatacağız. Ben geldiğimde tam olarak araç sayısı üç yüz elli bindi şuanda bir milyon dört yüz yetmiş bine çıktı bu sayı.

2050’YE KADAR ANKARA’NIN SUYU VAR
Belediye başkanı olduğumda tam 154 bin doğalgaz abonesi vardı. Şimdi ise 1 milyon 400 bine çıktı. Bunlarla beraber Ankara’da neler değişmedi ki. Çöplüklerden çıkan dumanlar ve pis kokular kentin etrafını sarar ve herkes bu duruma isyan ederdi. Şimdi ise öyle bir durum kalmadı. Ankara’nın pis suyu Sakarya nehrini kirletirdi. Onunda arıtmasını yaptık ve bitti. Ankara bir ara susuz kalma durumunda kaldı ve şu anda 2050 yılına kadar su sıkıntısı diye bir şey kalmadı.
Her sene yüz kilometre yeni yollar yapılacak ki, geçen seneki trafik eşit durumda dursun. Peki, yaptık mı? Evet yaptık. Ankara’nın merkezi bir tane olduğu için sıkışıklık oluyor. Ancak Ankara beş milyonluk kentler arasında trafiği en rahat olan kenttir.
Ankara’yı sağlık merkezi yapmak için başbakanımızın direktifiyle iki dev hastane kurulmaktadır. Bu iki hastane kurulduğu zaman tıbbın merkezi haline geleceğiz. Onun dışında Ankara’daki termal sularının da çok iyi değerlendirildiği söylenemez. Ancak biz bu suları da kendi çabalarımızla çok iyi bir şekilde değerlendirme yoluna giriyoruz.

Ankara’nın göç alma ve göç verme oranı nedir?
Ankara’da iki sene içerisinde iki yüz kırk bin kişilik bir göç oranı vardır. Bu göç niye diye sorarsanız, bu göçün pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedeni, Ankara’ya gelecek olan insanların aç kalmayacaklarını düşünmeleridir. Diyorlar ki, ‘belediyemiz bizi doyurur.’

Sosyal medyada aktif olmanız, takipçileriniz ve mesajlarınız bu röportajı yapmak istememdeki önemli nedenlerden biri. Sizce Sosyal Medya önemli mi?
Tabii ki çok önemli, her tür gelişme, fikir ve yaşananlardan dünyadan aktif olarak bilgileniyorsunuz, fikrinizi beyan ediyorsunuz. Bunu da belirtmek isterim ki, benim yaşımda sosyal medyayı teknolojiyi kullanan az kişi vardır. Bir yerden başka bir yere giderken, örneğin, ofisimden Bilkent’te giderken yolda tweet atabiliyorum. Akşam yemek yerken, boş bulduğum vakitlerde Twitter’e girip tweet atıyorum. Genelde ofisimden saat üçle beş arası bir saatte çıkarım yol boyunca da sosyal medyayı takip edebiliyorum. Genelde vakit buldukça uyuyan biri olduğum için gece, sabaha karşı ayakta olduğum saatlerde tweetlerimi paylaşıyorum. Yoldayım, mesai saati diye ee senin burada ne işin var, yahu yoldayım, teşekkür etsene... ‘500 bine ulaştığımda, o gün bırakacağım’ diye sözüm var ama ertesi gün bir sürprizle... (gülerek)

Ahmet Hakan ile karşılıklı tweetleriniz ilgi çekiyor.
Ahmet bazen ezilince kaçıyor, susuyor. 100 kez tweetleştiysek, 98’inde kaçıyor. ‘Programında ben moderatör olayım sen konuk, var mısın dedim’ hâlâ kaçıyor. Çünkü benim orada yapacağım bir şey karizmasını çizer. (gülerek)

SİYASET ZOR İŞ...
Çocuklarımı çok fazla ihmal ettim

Başkanlıktan geçelim babalığa, oğullarınızla aranız nasıldır?

Siyaset yüzünden özellikle çocuklarım büyüyene kadar onları çok fazla ihmal ettim diyebilirim. Babalık yaparken onlarla yan yana günlerimiz oldukça az. Anneleri çocuklarıma hem analık, hem de babalık yaptı. Ama iki oğlum da babalarını inanılmaz çok severler.

“Eşinin rızasını alan kişinin Allah yolunu açık edermiş” diye bir söz duydum, size uyarlarsak ne dersiniz?
Benim yoğun tempomdan dolayı ev ve çocuklar ile ilgili birçok sorumluluğu eşim üstlendi. Her şekilde ben eşimden razıyım ama o razı mı bilemem (gülerek)
Hemen burada bir parantez açalım. Röportaj esnasında Nevin Hanım aradı, Başkan telefonu bana verince hemen geçen konuşmayı anlatıp sordum. Nevin Hanım içtenlikle, yazacaksın bu söylediğimi deyip cevapladı sorumu: “Eşim hiçbir zaman yalan söylemez ama yanlış söylemiş, razıyım hem de çok” dedi, ben de zevkle yazdım...

CHP’liler beni çok sever ben de onları
CHP ilgili doğru ve sağlam kaynaklı bilgiler paylaşıyorsunuz. İlişkileriniz nasıl desem?
CHP’liler beni çok severler, ben de onları çok severim. Karşılıklı muhabbetimiz vardır. CHP’nin içinde sayılırım. Çünkü orada çok sayıda dostum vardır. Onlarda yaptığım sohbetlerde aldığım bilgiler bana yetiyor, artıyor bile...

Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili eleştirileriniz var.
Rabbim Kemal Kılıçdaroğlu’nu, CHP’nin başından eksik etmesin. O orada kaldığı sürece CHP’den ne köy olur ne de kasaba. Kılıçdaroğlu, CHP tarihinin en kabiliyetsiz lideridir ve hatta bu tartışılamaz bile. Kendisi gaf ve pot kralıdır. O sadece insanlara iftira atmayı ve yalan söylemeyi bilir. Arzu eden benim şahsıma ait internet sitesinden izleyebilir. Kılıçdaroğlu, zamanında sayaçlar üzerinden iftira attı bana, “Hadi bakalım cevap ver” dedi. Uğur Dündar’ın proğramında karşı karşıya geldik, ben konuyu açtım, o başka konudan bahsetti. Sorduğum konuya 38 kere gelicem dedi, gelmedi. Ben yüzüne iftiracı olduğunu açıkça söyledim.

Mustafa Sarıgül ile ilgili öngörüleriniz nedir?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun gitmesi ve yerine Mustafa Sarıgül’ün gelmesi bence mümkün bile değildir. Çünkü Kılıçdaroğlu adı gibi biliyor ki, Sarıgül CHP’den adımı atar atmaz ister belediye başkan adayı yapsınlar ya da yapmasınlar, ne olursa olsun ilk kongrede Sarıgül Genel Başkandır.

Peki MHP...
Biz MHP’yle ittifak yapan bir partiyiz. MHP’yle Refah Partisi arasında ittifakı kuran kişi benim. Ama son zamanlardaki hırçınlıkları hiç hoşumuza gitmiyor. Üzülüyorlar. Türkiye’de terör biterse Milliyetçi Hareket Partisi de bitecek diye düşünmeleri çok yanlış. Bizim partimizde MHP’den de arkadaşlar var. MHP Partisi’ni kapatsınlar gelsinler beraber siyaset yapalım.

Ankara için yapmak istediğiniz fakat henüz yapamadığınız hayalleriniz var mı?
Bunlardan bir tanesi, Ankara’ya dev bir tema park ve dev bir hayvanat bahçesi kurmak. Hayvanat bahçesinin yapımına başladık ve çalışmalarımızı hızla devam ettiriyoruz. İkinci olarak ise Ankara’ya inanç ve kültür merkezi kurmak istiyorum.

Başkanlığa aday mısınız?
Allah nasip ederse Başbakan’ımız uygun görürse aday adayıyım.

Siyasete nasıl ilgi duymaya başladınız?
Lise ikideyken önümde yaşı bizden büyük olan bir kız vardı, adı da Ayşe’ydi. Çetin Altan’ı bize devamlı olarak empoze etmeye kalkardı. Bende bu davranışı yüzünden ona gıcık olurdum. Sırf Çetin Altan’ın o zaman ki yazılarına karşı bende alerji oluştu. Bu etkenlerden dolayı Gaziantep’te özellikle ideolojik kitaplar satan kitapçılara gider gelir oldum. Siyasete ilgi ve alakamda böylelikle oluşmaya başladı. Daha sonra üniversiteye girdikten sonra bir dernek kurdum, adı da Gaziantep Milliyetçi Gençlik Derneği’ydi.


MELİH GÖKÇEK’İ OĞULLARINA SORDUK:
3. kardeşimiz Ankara

Melih Bey’e nasıl bir baba olduğunu sorduğumda, ‘ben bilemem, çocuklara soracaksın’ dedi. Ben de sordum, işte cevapları:
Ahmet Gökçek: Babama karşı olan sevgimin ifadesi yok, her zaman Rabbime şükrediyorum ki böyle bir babanın evladıyım. Ben; Rabbimi, Efendimizi, kul hakkı yememeyi, dürüstlüğü, haramdan uzak durmayı en önemlisi merhameti hep babamdan yaşayarak öğrendim. Babam eşittir canim, Rabbim beni iki cihanda ondan ayırmasın…
Osman Gökçek: Melih Gökçek çok merhametli, evlatlarına çok düşkün bir babadır. Biz 3 kardeş gibiyiz aslında, 3. kardeşimiz Ankara... Bizi mutlu eden, en çok ilgiyi gören de o...

[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
turkiyegazetesi.com






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 05-26-13   #73
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

Pazar Kahvesi
Betül Altınbaşak
betul.altinbasak@tg.com.tr
26 Mayıs 2013 Pazar


'Sadece kentler değil insanlar da dönüşmeli'

Sunuş
Coğrafyası, dokusu, ekonomik ve kültürel değeriyle yüzyıllar boyu dikkat çeken bir şehir İstanbul. Aynı zamanda sosyoloğundan, davranış bilimcisine, antropoloğundan, kent planlamacısına kadar birçok araştırmacıya da konu olan muazzam bir kent. Bu haftaki konuğumuz Tarih Vakfı kurucusu, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi, Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi, TÜBİTAK Hizmet Ödülü ve daha birçok bilim ödülünün sahibi, şehir planlaması, belediyecilik, iktisadi politikalar vb. konularda ülkemizin duayen isimlerinden Prof. Dr. İlhan Tekeli. Hocamızla yeni çıkan 71. kitabı “İstanbul’un Planlaması ve Gelişmesinin Öyküsü”nü ve kentsel dönüşümü konuştuk.

Prof. Dr. İlhan Tekeli, 1955-1960 yılları arasında İTÜ’de okurken beş yıl İstanbul’da yaşamış. Ankara’dan İstanbul’u değerlendiren Tekeli, “İstanbul, Türkiye’deki her kent planlamacısı ya da araştırmacısının gözünü diktiği çok değerli bir laboratuvardır. Yeni gelişmeleri ilk burada gözlersiniz. Problemlerden çözülmesi en zor olanları burada ortaya çıkar. Kent planlamacıları bu imkandan yararlanmak ister. Bu fırsattan ben de yararlandım” diyor.

> Kitabınız çok ciddi bir emeğin ürünü. Önemle üzerinde durduğunuz noktalar nelerdir?
Ben kitapta binlerce yıllık hayatı olan bir kentin son 150-160 yıllık bir dönemini, yani İstanbul’un modernleşme dönemini ele alıyorum. İstanbul’un bugünkü yapısı büyük ölçüde bu dönemlerde yaşananlar tarafından belirlenmiştir denilebilir. İstanbul üç imparatorluğa başkentlik yapmış, binlerce yıl bir dünya kenti olmayı başarmış bir kent. Ama 1. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’nde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanan iki devrim İstanbul’u bir dünya kenti olmaktan çıkarmıştı. 1989 sonrasında sosyalist blokun çözülmesi sonrasında İstanbul’a yeniden dünya kenti olma yolu açıldı. 1990’lı yıllardan sonra İstanbul’un siyasal olarak benimsediği “yaşanabilir bir dünya kenti” amacı, büyük ölçüde gerçekleşmiş bulunuyor. Bunun yaşanabilirlik ayağında aynı ölçüde bir başarının sağlandığı söylenemez.

> Son günlerde çok duyduğumuz bir kavram olan kentsel dönüşüm nedir?
Her toplumsal olgu gibi kentler de değişen, dönüşen varlıklardır. Dünyanın günümüzde yaşamakta olduğu, sanayi toplumundan bilgi toplumuna, fordist üretimden esnek üretime, ulus devletler dünyasından küresel dünyaya, modernist zihniyetler dünyasından post modernist bir zihniyetler dünyasına bir geçiş yaşarken kentler de dönüşüyor. Bu geçişte bir değişme değil, yapısal bir dönüşüm yaşanıyor.

> Kentsel dönüşüm bana siyaseten de kullanılan bir kavram gibi geliyor, siz ne düşünüyorsunuz?
Haklısınız. Günlük siyasette çok konuşulan kentsel dönüşüm, çok daha dar kapsamlı bir içeriğe sahip. Kastedilen deprem riski kavramına dayandırılan bir meşruiyetle, gecekondu alanlarının ve deprem riski yüksek binaların yıkılarak yerine modern görünümlü deprem riski olmayan binaların yapılması anlaşılıyor. Bu tamamen siyasallaştırılmış bir proje.

> İstanbul’un kentsel dönüşümü hakkında ne düşünüyorsunuz?
İstanbul hâlâ hızlıca büyüyen bir kent. Ayrıca merkezi iş alanındaki küçük üreticiler merkez dışına çıkartılırken bu boşaltma kentin sanayisizleşmesi anlamına gelmiyor. İstanbul tek hakim merkezli azman bir sanayi kentinden, çok merkezli kentsel bir bölgeye dönüşüyor. Biz siyasal süreç içinde böyle bir dönüşümü konuşmuyoruz. İstanbul’da siyasal bir proje olarak daha dar kapsamlı gecekonduların ve depreme dayanıksız binaların yıkılarak yerlerine yeni yapıların yapılmasından söz ediyoruz. Bu dönüşüm bir yandan TOKİ gibi aşırı yetkilendirilmiş kamu kuruluşları ve güçlü Gayri Menkul Yatırım ortaklıkları eliyle gerçekleştiriliyor. Dönüşüm güçlü aktörler eliyle gerçekleştirilince bundan etkilenenlerle müzakere edilmeden emrivakiler halinde gerçekleştirilmeye çalışılıyor. İstanbul’un dönüşümü yalnız konut alanlarıyla sınırlı değil, plana bağlı kalınmadan sürekli yeni alt yapı projeleri de ilan ediliyor.

> Şu anda planlanan kentsel dönüşümle şehirli hayatı uyumlu mu?
Kentsel dönüşümle kent parçaları yeniden planlanıyor. Genellikle apartmanlar halinde inşa ediliyor. Bunların kent hayatına uymadığı söylenemez. Problem gecekonduda yaşarken bu apartmanlara taşınmaya zorlanan kişilerin eski alışkanlıklarıyla yeni hayata uymamasında. Antropolojik çalışmalar bu zorlukların neler olduğunu sıralıyor. Uygulama yapılan yerlerde yapılan çalışmalar yeni alanlara nakledilenlerin yüzde 70’e yakınının kayıp süreci içine girdiğini gösteriyor. Yüzde 30’u yeni nakledildikleri yerlere tutunabiliyorlar. Gecekonduyu salt bir barınak olarak görmek doğru değil. Birkaç örnek vereyim. Gecekondularda yaşarken komşular teklifsiz bir şekilde birbirinin evine giriyor, karşılıklı yardımlaşıyor. Kendilerini yalnız hissetmiyorlar. Apartmanlarda yaşamaya başladıklarında dairelere öyle gidip gelemiyorlar. Yalnızlaşıyorlar. Gecekonduda evinin önündeki toprağa bir şey ekip dikenlere, bunun doyumunu alanlara yeni site yönetimi izin vermiyor. Örnekler çoğaltılabilir.

Rant kavgasına dönüşmemeli
İstanbul’daki kentsel dönüşüm konusunda endişeleri olduğunu belirten Prof. Dr. İlhan Tekeli, “Böyle bir hızlı dönüşmenin İstanbul’u nereye götürdüğü, ne tür tarihsel miras, çevre değerlerinin kaybı sonucunu ortaya çıkaracağını kimse bilmiyor. Varacağı nokta hesaplanmadan atılan adımlar beklenmedik sonuçlar doğurması açısından büyük riskler taşımaktadır. Hepimiz Zeytinburnu’nda verilen gökdelen kararının nasıl tarihi yarımadanın silüetini tahrip ettiğini yaşadık. Bir binayla kente yapılan emrivaki geriye dönmüyor. Son pişmanlık kâr etmiyor” dedi. Tekeli, “Yaşanacak bir kent size göre nasıl olmalıdır?” sorumuza şu cevabı verdi: “Bir ideal kenti, ya da bir kent ütopyasını bir kent plancısı tanımlayabilir ama çok anlamlı değildir. Mesele; adil, çevreye ve tarihe duyarlı bir kent gelişmesini gerçekleştirecek, bir siyasal sistemin nasıl kurulabileceği üzerinde bir oydaşmanın sağlanmasıdır. Kentin rant bölüşme kavgasının sahnesi haline gelmesi ve tarihle ilişki kurmaktaki fırsatçı tutumlar, bir siyasal kültür problemidir. Bu sorunun çözümünü planlamacılardan değil, siyasetçilerden beklemek gerekir.”

turkiyegazetesi.com






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-02-13   #74
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

GURBET'LE RENKLER VE SESLER
Gurbet Kalay Zorba
gurbet.zorba@tg.com.tr
02 Haziran 2013 Pazar


Meltem Ünal Erzen: Güçlü olup, kadına şiddete son verelim

Sunuş
Kadın, sosyal yaşam, sivil toplum, annelik ve belediye başkanlığı eşi kimliklerini birarada birleştiren bir isim Meltem Ünal Erzen. Bakırköy Kent Konseyi Kadın Meclisi’nin de başkanlığını yapıyor. Kadınların sorunlarına çözüm aşamasında alternatifler üretiyor ekibiyle, eşine destek derken iki çocuğunu da büyütüyor. Bugün sözü kısa tutalım diyorum Meltem Ünal Erzen’in paylaştıklarını aktaralım istiyorum. Fotoğraflar da sohbetimizi anlatır tarzda oldu sanki, renkli ve samimi, ne dersiniz? İyi Pazarlar G.K.Z.

Meltem Ünal Erzen’i tanıyarak başlayalım söze...
Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nü bitirdim, kişisel sergimi okuldan mezun olduktan sonra açtım. O dönem, en genç gelecek vaad eden heykeltıraş seçilmiştim. Ama okumaya doyamayanlardan olduğum için İletişim Fakültesi’ne girdim ve orada master yaparken asistan oldum. Daha sonra öğretim üyesi olarak Marmara Üniversitesi’ne girdim ve daha sonra da İstanbul Üniversitesi’ne geçtim. Hâlâ da aynı yerdeyim. İstanbul Üniversitesi’nde verdiğim dersler Lobicilik, Kamu Diplomasisi ve Siyasal İletişim’dir.

Heykeltıraşlık okulda mı kaldı, devam ediyor mu?
Heykeltıraşlık, heykel eğitimi almam benim için çok önemli bir şey. Çünkü bizim rahmetli hocamız Hakkı Karayiğitoğlu derdi ki; bir heykele üç yüz altmış derece hakim olmalısınız. Yani iki boyutlu değil, tam dört boyutlu. Dolayısıyla her cepheden hakim olmak sizin mükemmeliyetçiliğinizi de beraberinde getiriyor. Yani heykel hiçbir yerde hata kabul etmez. Heykel eğitimi almam benim hayatıma da çok yansıdı. Şu anda sosyal bilimler alanında yayınlar yapıyorum, ders veriyorum ve tüm bunlara üç yüz altmış dereceden hakim olmaya çalışıyorum.

İki oğlunuz var, annelik, hocalık, iş hayatını nasıl organize ediyorsunuz?
İki oğlum var. Büyüğü on yedi, küçüğü ise beş yaşında. Kendi hayatıma objektif olarak dışardan baktığım zaman, çok yoğun ve yorucu bir tempo içerisindeyim. Bir başkası benim hayatımı yaşamış olsaydı, nasıl her şeye yetişebiliyorsun diyebilirdim. İşin en güzel tarafı bütün yaptığım işlerin birbiriyle bağlantılı olmasıdır. 2006’da kurduğumuz Kadın Meclisi’nin aynı zamanda başkanlığını da yapıyorum. Kadın Meclisi’nde yaptığım faaliyetler, üniversitede verdiğim dersler, anneliğim ve aynı zamanda da belediye başkanı eşi gibi de bir mesleği yürütmekteyim.

Zamanı kaliteli kullanıyorum diyenlerden misiniz?
Kaliteli iş yapmaya çalışıyorum. Harcadığım zamanı kaliteli değerlendirmeye çalışıyorum. Çocuklarımın annesiysem o zamanı çocuklarıma en verimli şekilde geçirmeye özen gösteriyorum. Yani 24 saat beraber olup da, o çocukları bilinçsiz ve mutsuz yetiştirmektense, çok daha kısa bir süreyi onlara ayırmak ve daha verimli olmayı tercih ediyorum. Ama çok daha tatminkâr oluyor benim anneliğim. Yani benim büyük oğlum der ki, sen hep benim yanımdaydın anne. Sensizliği hiç tatmadım. Bu çok önemli bir şey benim için. Demek ki onu hissettirmişim çocuğuma. Çocuklar her zaman en önce gelir benim için.

Belediye başkanı eşi olmak size nasıl bir sorumluluk getiriyor?
Bakırköy, sorumluluğu yüksek olan bir yer. Halkın bilinci çok yüksek, sosyal kültürel anlamda da yüksek. Dolayısıyla verdiğiniz hizmetten tatmin olmaları gerekiyor. Eşimle kültürel anlamda paralel çizgilerdeyiz. Aynı dili konuşabiliyoruz, aynı noktadan bakabiliyoruz veya aynı noktaya bakabiliyoruz. Bu çok önemli bir şey. Çünkü birbirimizden fikir alışverişi yapabiliyoruz, birbirimizin ufkunu açabiliyoruz. Tıkandığımız noktada yardım isteyebiliyoruz. Böyle ortak bir dil kullanıyor olmak bir belediye başkanı eşi için çok önemli.

Kadın Meclisi’nin başındasınız. Belediyeye mi bağlısınız?
Kadın meclisi olarak belediyeye bağlı değiliz. BM’ye bağlı olarak çalışıyoruz. Eşim belediye başkanı olduğu için belediyeye bağlı çalışıyormuşuz gibi bir algı var insanlarda. Bizim proje ortaklarımız, BM, Avrupa Birliği, UNESCO, gibi kurumlar. Belediyeler de yasal olarak bize lojistik destek vermek zorundalar. Dolayısıyla belediyeden de destek alabiliyoruz, çünkü bizim tüzel kişiliğimiz yok. Belediye başkanı eşi olmak kısmına gelince, bir seçimi kazandığınız zaman eşlerin de mutlaka taşın altına elini koyması gerektiğine inanıyorum. Çünkü Belediye başkanı eşi olarak yerel halka ve kadınlara daha yakınsınız, sorunlarını siz çözebilirsiniz. Bu da eşinizin yükünü biraz da olsa hafifletmek demek oluyor. Proje ve çözüm üretip, eşinize sunduğunuz zaman, eşiniz de buna onay verirse işleriniz çok daha kolay yürüyor.

Kadın meclisini nasıl kurdunuz? Faaliyetleriniz nelerdir?
2006 yılında kurulduk. Türkiye’de ve başka ülkelerde bizden önce kadınlarla ilgili faaliyetler başlamıştı ve ben bunu öğrendiğimde ne yapabiliriz diye bir araştırma yaptım. Avrupa Birliği danışmanı bir arkadaşım var onunla konuştum. Ondan sonra yavaş yavaş alt yapısını hazırladık. Daha sonra Bakırköy’de çok fazla sivil toplum örgütleri var. Biz de buralara davetiyeler yolladık. Hepsiyle bir kahvaltı organize ettik ve kadın meclisinin ne olduğunu anlattık ve bütün sivil toplum kuruluşlarından birer temsilci istedik ve bize üye oldular. Böylece biz de faaliyetlerimize başlamış olduk.

“Kıvılcımlar gecesi” neyin sonucunda gerçekleşti?
Kıvılcımlar gecesi benim asistanlarımdan biri üniversitede okurken bir burs almış ve burslu okumuş. TEV’den bir burs almış ve bir proje gerçekleştirmiş. ‘Hocam’ dedi. ‘Ben TEV’e gönül borcumu ödemek istiyorum.’ Baktım projeye yapılabilir bir şey ve gayet güzel. Bu projeyi büyüttük ve ciddi anlamda bir bölgeciliğe dönüştürdük. Altmış dört ünlü anneye tişört tasarlattık ve bu tişörtlerin her birini çocukların eğitim bursu karşılığında açık arttırmayla sattık. Üç, beş, on, elli aylık gibi çocuklara burs sağladık. Açık arttırmada en çok rağbet gören Müge Anlı’nın tasarladığı tişörttü. Sonra biz TEV’le görüştük, o geceye katılamamışlardı. Bize dedikleri şey, biz bile bugüne kadar böylesine güzel bir organizasyon düzenlememiştik. O gece gelenler çok eğlendiler, aynı zamanda tatlı bir rekabet vardı.

Kadın cinayetlerini önleme anlamında bir takım faaliyetleriniz var?
Güldünya’yı hatırlarsınız. Bakırköy Devlet Hastanesi’nde kalıyordu. Devlet koruyamadı. Ağabeyleri tarafından katledildi. Bu olaydan sonra bizim hiçbir sorumluluğumuz olmamasına rağmen büyük bir ve sorumluluk hissettik. Her yıl kadın cinayetlerine dikkat çekmek için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. En son dört tane alış veriş merkezimizde tiyatro gösterilerimiz, yürüyüşlerimiz oldu ve halkın büyük ilgisini gördük. Organizasyonlarımızı her yıl mart ayında kadın cinayetlerine dikkat çekmek için düzenliyoruz. Artık kadın cinayetlerinin bir şekilde önünün alınması gerekiyor.
Ama şimdi gittikçe biz başka bir toplum olmaya başladık. Soğuk, beton yığını gibi şehirler hâline dönüştük. Biz burada kadınlarla çok sayıda faaliyet düzenliyoruz. Bizleri de alkışlıyorlar, sizin gibi insanlar çoğalmalı diyorlar. Peki, o zaman siz de bize katılın ve hep beraber güçlenelim. Daha fazla sayımız olsun, daha fazla korkutalım.

Kamu spotu?
Biz şiddet konusunu çok fazla işlemeye gayret ediyoruz. Kadına şiddeti kadınlar sadece fiziksel şiddet olarak görüyorlar. Oysa kadına yönelik şiddet çok çeşitli. Ekonomik şiddet, çocuğu kadına karşı kullanarak yapılan şiddet, duygusal şiddet gibi birçok çeşit şiddet şekli var. Biz dedik ki; bu şiddetleri anlatan kamu spotları çekelim ve televizyonlarda yayınlansın. Kadınlar şiddet gördüklerinin bilincine varsınlar. Kadın çalışıyor eve para getiriyor ama para nereye gidiyor, kocası ne kadar kazanıyor ve kazandığı parayı ne yapıyor hiç bilmiyor. Bu mesela ekonomik bir şiddettir. Bunun dışında aşağılama, lakap takma da bir duygusal şiddettir ve bunların bilincini yerleştirmeye çalışıyoruz. Bu kamu spotlarımız eylül ayından itibaren yayınlanmaya başlayacak. Umarım bu projemizle de birçok kişiye dokunuruz.

BAKIRKÖY’DE YEŞİLE DİKKAT ÇEKMEK İÇİN FESTİVAL DÜZENLENİYOR
En güzel balkon yarışması!
Bakırköy güzel yeşil alanı bol olan bir semt. Bahçeli evlerimiz çoğunlukta. Her evin mutlaka balkonu vardır ve bu balkonlar aktif olarak kullanılır. ‘Bu sene balkon bahçe yarışması yapalım, böylece insanları da teşvik etmiş oluruz’ dedik. Şimdi aldığım duyumlara göre erkekler bile harıl harıl bahçe güzelleştirme çalışmaları yapıyorlarmış. İstanbul’un güzelleşmesi için önce evinizin önünü süpürün derler ya bizde bunun için iyi bir faaliyet yaptığımıza inanıyoruz.

Festivalinizin tarihi yaklaşıyor, şenlik havasında tüm gün sürecek bir etkinlik mi olacak?
Biz bu kadar yoğun çalıştığımız bir sezonun sonunda da eğlenelim diyoruz. Bu sene altıncısını yapacağız. Her sene festivalimiz 9 Haziran’da Yeşilköy’de öğlen başlayıp akşama kadar devam ediyor. 21 sanatçımız sahneye çıkacak. Yazarlarımız gelecek, dans gösterilerimiz olacak. Bu sene ek olarak sivil toplum örgütleri gelip kendi yaptıkları el emeklerini de stant açıp satacaklar. Bir takım firmalarda stant açacak ve yiyeceklerini çok ucuz fiyata satacaklar. Saat dokuzdan sonra yıldızları seyredeceğiz.
turkiyegazetesi.com






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-16-13   #75
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

Pazar Kahvesi
Betül Altınbaşak
betul.altinbasak@tg.com.tr
16 Haziran 2013 Pazar


Benim çocuğum bağımlı olmaz diye düşünmeyin

Sunuş
Bana göre bir insanın hayattaki en büyük şansı sağlıklı olmasıdır. Elbette ki hepimiz bunu biliriz de bilmez gibi yaşarız, ta ki başımıza bir sorun gelene kadar. Eskiler boşuna dememişler “sağlık varlıktan yeğdir” diye. Bu girişten sonra konuğumun tıp camiasından bir isim olduğunu düşünebilirsiniz ama çok da üzerinde durulmayan durulduğunda da belli başlı sansasyonel haberleriyle manşetlerde yerini bulan bağımlılık konusu, bu hafta “Pazar Kahvesi”nden size ulaşanlar. Bu konuya yıllarını; acı tatlı deneyimleriyle vermiş, hocanın dediği gibi ‘damdan düşmüş’ çare kendisi olmaya çalışırken, bir çok insan için de çare olmayı başarmış çok değerli bir isim; Jale Kerimol Johnson. Kendisiyle “bağımlılık” üzerine konuştuk ve bakın ezber bilgilerimizin aksine alkol, uyuşturucu madde vb. diğerlerinin dışında hayatın çok da içinde olup fark edilmeyen, hayat kalitemizi bozan ne çok bağımlılık varmış. İyi Pazarlar... B.A.

ABD Rotgers Üniversitesi’nde eğitim alan Jale Kerimol Johnson, Türkiye’nin?nitelikli bağımlılık eğitimi veren en önemli birkaç uzmanından biri...

Sohbetimize sizi tanıyarak başlasak...
25 yaşına kadar kendi hayatımı oluşturmaya çalışırken maalesef alkol kullanımıyla başlayan sonra da bağımlılığa kadar giden bir dönemim oldu. 25 yaşında durumumu fark ettiğimde ya böyle yaşamaya devam edecektim (ki böyle de gitmiyor) ya da bu durumdan kurtulacaktım. Bunun üzerine tıp camiasından olan aile büyüklerime durumu anlattım ve “Benim yardıma ihtiyacım var: Bir yudum alınca devamı geliyor, durduramıyorum kendimi, beni aşan bir durum var” dedim.

Bağımlılık nasıl gelişiyor?
Bunun bir genetik yanı var; bir hazırlanma süreci var; bir tolerans yükselmesi, hastalığın evreleri var. Benim gençliğimde çok bilinç de yoktu. Benim kuşağımda, bazı arkadaşlarım yeme, bazı arkadaşlarım uyuşturucu, bazıları da insan bağımlılığı geliştirdiler. Biz çok bilinçli yetiştirilmedik. Uyarılmadık. Ne ailelerde ne de okullarda bugün olduğu kadar bilinç yoktu. Biz el yordamıyla hayatımızı şekillendirdik. Toplumda şöyle bir algı var: Alkol, uyuşturucu bağımlılığı tu kaka, diğerleri mesela yeme bağımlılığı şirin, gürbüz, tombul vs. sempatikliği içinde tolere ediliyor. Oysa ki o da çok zararlı. Benim ergenliğinde yeme içme probleminden dolayı hormon dengesi bozulduğu için bugün çocuk sahibi olamayan bir arkadaşım var. Bu sorunu hafife alamayız ve benim yaşadığımdan daha az üzücü diyemeyiz.

Bizde sadece alkol ve uyuşturucuları tehlikeli gören anlayış çok yaygın.
Dünyada da bu böyle. Alkol ve uyuşturucu daha tehlikeli görülüyor. Bunların davranış değiştirici ve sosyal toplumu daha fazla etkileyen tarafları var; daha çabuk bir yıpranma ve sonuç söz konusu. Yeme bağımlılığında 20-30 yıla yayılan, kimseye zarar vermeden ve uzun sürede zararları bireysel olarak ortaya çıkan bir durum söz konusu. Topluma yansımasın da, birey kendi ne yaparsa yapsın mantığı, kısaca kaderine terk etme var. En korkuncu da bu bence.

“Artık iyileştim” diyebiliyor musunuz?
18 sene oldu alkolü bırakalı ve bunca yıl içinde iyileşmekte olan bir bağımlıyım ben. Bunu söylemekte de hiçbir sakınca görmüyorum.

Nasıl yani bunca yıl iyileşmiş olmuyor musunuz?
Hayır, iyileşmiş olmuyorsunuz bu bir kronik hastalık çünkü. Bir insan şeker hastasıysa hayatı boyunca şeker hastasıdır. Diyetine dikkat edip, insülinini düzenli kullandığı sürece hayatı kaliteli devam eder, ama hastalık ortadan kalmaz. Bağımlılık da böyledir. Herkes için de aynı şey geçerlidir. Benim farkım uzun bir süre kendimi kontrol altına alabilmiş ve iyileşmekte olan bir hasta olmam. Ben içimdeki küçük ejderhamla başa çıkabilme yöntemlerimi çok iyi geliştirdim; o yüzden de kendime iyileşmekte olan bir bağımlı diyorum. Dünya literatüründe de bu tanımlama böyle.

Bağımlılığı nasıl tanımlayabiliriz?
Kişiyi sosyal, biyolojik, psikolojik anlamda her açıdan etkileyen genetik yanı da olan bir hastalıktır. Beynin zevk merkezinde salgılanan maddeler sizi o davranışa ya da maddeye itiyor. Bunun için illa dışarıdan madde sokmak da gerekmiyor. Duygu ve davranışlarda bunu yapabiliyor. Bir kumar bağımlısının bahis kuponu gördüğünde beynin nasıl harekete geçtiğini ölçebiliyor tıp.

Bağlı olmakla bağımlı olmayı nasıl ayırt etmeli?
Bir şeylere, birilerine elbette bağlı olacağız. Yoksa hayatımız anlamlı olmaz. Aileye bağlılık, eşe, arkadaşa bağlı olmak başka bağımlı olmak çok başka bir şeydir. Bağımlılıkta bireysellik tamamen ortadan kalkıyor ve karşımızdaki kişinin hegomanyası altına giriliyor. Hayata onun istediği gibi bakılıyor. 25 yaşındaki bir adam her şeyi annesinin istediği gibi yapıyor. Kız evlenmiş gitmiş, annesi evine geliyor baharat dolabında neyin nerede olacağına karar veriyor. İlgi ve sevgi adı altında yönetmeyi ve kontrol etmeyi davranış hâline getirmiş, ilgi ve sevgi adı altında yönetilmeyi benimsemiş iki karakter ortaya çıkıyor. Biri yönetmeye biri de yönetilmeye bağımlı hale geliyor. Bir aile düşünün; baba anneyi yönetiyor, duygusal fiziksel şiddet var. Anne de aynı şekilde çocukları yönetiyor. Bu üstelik sevgi adı altında yapılıyor. Kurtulması en zor bağımlılıklardan. Biz buna “insan bağımlılığı” diyoruz. Aynı şekilde ergenler arkadaşlarıyla da bir bağımlılık geliştirebiliyorlar.

Gayretlerinizle danışman yetiştirdiğinizi biliyorum.
Evet, 12 yıl Çapa Tıp Fakültesi’nde sertifika programları düzenledik. Hangi ekolden gelirseniz gelin bağımlılık üzerine bir eğitim almanız gerekiyor. Klasik tıp, psikolog, psikiyatrist sosyal hizmetler, emniyet güçleri, hemşireler vb. bu formasyona yakın olsalar da eğitimimize katılıyorlar. 350 saate yakın örgün ders, 10 bin civarında bağımlılarla birebir görüşme yapması gerekir ki lisanslı danışmanlık yapabilsinler. Uluslararası lisans komisyonuna göre eğitim formasyonunu tamamlamış oluyorlar. Şimdi Hasan Kalyoncu Üniversitesinde devam eden bir program var. Uluslararası akreditasyon ve sertifika veriyoruz ve buna “Minnesota Modeli” deniyor.

HERKESİN AYRI BİR BİREY OLDUĞU UNUTULMAMALI...
Özgüveni yüksek çocuklar yetiştirmeliyiz

Bizler “bağımlı çocuklarımız olmasın” diye ne yapmalıyız?
Duygularıyla iletişim içinde olan, kendini tanıyan, öfkesini yönetebilen çocuklar yetiştirmeliyiz. Öfkenin de normal ama kontrol edilebilir bir davranış olduğunu öğretebilmeliyiz. Özgüvenini desteklemeli, güven duymalı, sorumluluk vermeliyiz. Sürekli etrafını toparlayıp, kendimize bağımlı hale getirmemeliyiz. Ben oğlumu olabildiğince şiddetten uzak yetiştirmeye çalışıyorum. Hayatın içinde yaşayarak öğrenecek bazı şeyleri belki ama sorumluluklarını alarak büyümesi için de çaba harcıyorum. Hayata karşı başa çıkabilen, sorun çözme yeteneği yüksek çocuklar yetiştirmek zorundayız. Biz neredeyse ne zaman nefes alacağına karar vereceğiz çocuğun. Yönetme duygusundan vazgeçmeliyiz.

İletmek istediğiniz başka bir mesajınız var mı?
Ben medyaya biraz kızgınım. Sansasyonel haberler hemen manşet oluyor. Demiyorum ki ansiklopedi gibi sürekli bilgilendirici şeyler yazın ama yine de toplumu bilgilendirici yazılar, haberler biraz da olsa yer bulmalı medyada. Bir de herkesin ayrı bir birey olduğunu unutmamak gerektiğini, okullarda bağımlılık bilincinin artırılmasını ve bağımlılığın sadece iki bağımlılık üzerinde dönmemesini, ergenlere aidiyet hissi yanı sıra, kendi başına değerli olduklarının hissettirilmesini rica ediyorum.

ÖNEMLİ UYARILAR...
Bağımlılık deyince, sadece uyuşturucu ve alkol anlaşılmasın

Toplumda şöyle bir kanı var; çevresel faktörlerin de etkisiyle ilgisiz insanların çocukları daha bağımlı olur, böyle bir şey var mı?
Hiç alakası yok. Ben sağlıklı bir ailede büyüdüm. Gayet de ilgiliydiler. “Benim çocuğum da olmaz” diyemezsiniz. Hiç kimse bu duruma bağışıklık geliştirmiş değil. Bakın dünya nüfusunun % 97’si bağımlı olmaya eğimli yapıya sahip olarak doğuyorlar. Hepimizin içinde bu saatli bomba var. Alkol, uyuşturucu elbette zararlıdır ama bir insanın yemek yiyerek içindeki duygusal boşlukları doldurmaya çalışması da kötüdür. Sınava hazırlanır gibi at yarışı kuponlarını doldurmak da kötüdür.
Çevresel faktörler dibe gitmenize sebep olur. Ama tek başına etken değildir. Yaşamla başa çıkma mekanizmanız gelişmemişse, özgüveniniz eksikse bağımlılık daha kolay ortaya çıkıyor. Üzüldüm?içtim, sevindim içtim bahanesi. Benim için de durum aynıydı. Bağımlılık bir şekilde başlangıçta kişinin kendi kendini tedavi etme yöntemi olabilir, bir teselli bulma yolu gibi görünebilir. Lakin bunu yapan kişiler hayatla başa çıkabilme mekanizmaları, özgüvenleri çok net gelişmemiş kişilerdir. Burada gençleri, çocuklarımızı yetiştirirken, bunları yaşam içinde bir kalkan olarak kullandıklarını anlamlandırıp, onun yerine başka kalkanlar verebilir,?onları hayata karşı donanımlı hale getirirsek kendilerine zarar veren bu davranıştan vazgeçmeleri çok daha kolay olacaktır. Zira her bağımlı aslında kendisine ve çevresine çok zarar verdiğini bilir. Bu durumdan çıkmak da ister.

UZMAN İHTİYACIMIZ VAR
Danışman ve eğitim kurumları yetersiz
Biz de yeterli danışman ve merkezler var mı?
Maalesef ülkemizde bağımlılıkla ilgili ne spesifik eğitim veren kurumlar ne de yeterli merkezler var. Biz sadece 5 kişiyiz tüm ülkede. Bağımlılık deyince hemen akla AMATEM gelir, onun çalışmaları da alkol ve uyuşturucu üzerine. Dünyada psikiyatristi, psikoloğu, davranış bilimcisi, hemşiresi, yetiştirilmiş bağımlılık danışmanları bir araya gelir ve birlikte çaba harcarlar.

ÇİN’DE YAŞANAN İLGİNÇ OLAY
Maç izleyen bağımlı evinin yanmasına aldırış bile etmedi

Bir de internet bağımlılığı var, o ne düzeyde?
Daha fazla oyun bağımlılığını burada örnek verebiliriz. Sosyal hayattan kopup saatlerce oyun oynuyorlar. Okul performansları, aile ilişkileri kopuyor. TV bağımlılığından, internet, oyun bağımlılıklarına giden bir yol açıldı. Hayatı direk sanal ortamda anlamlandırıyorlar ve yanında da yeme bağımlılığı geliyor. İkisi yan yana yürüyor ki korkunç bir tehlike. Mesela başka bir bağımlılık da spor bağımlılığı. Günde altı saat spor yapıyor. İzlemek de ayrı bir bağımlık. Çin’de bir vaka var. Adamın evi yanıyor, umuru değil; TV’sini kapıp çıkıyor. Arkasına bakmıyor bile. Derdi izlediği maçı tamamlayabilmek. Bunu bağımlılık olarak görmüyor toplum ama bu bir bağımlılık.
[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-07-13   #76
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

Pazar Kahvesi
Betül Altınbaşak
betul.altinbasak@tg.com.tr
07 Temmuz 2013 Pazar


Mezun ettiklerimiz hemen kapışılıyor

Bu hafta size henüz çok genç olmasına rağmen, çok sağlam temeller üzerine inşa edilmiş, geçmişin başarılarla dolu deneyimleri ile bugünü taçlandırmış güzide bir kurumdan sesleniyoruz. Kurucusunu hepimiz tanıyoruz. Eminim ki Vatan Hastaneleri, Alman Hastaneleri dediğimizde bir çoğumuzun bir şekilde hayatlarına dokunan bu güzel insanın kim olduğunu hemen anlayacaksınız. Evet Dr. Azmi Ofluoğlu’ndan ve kuruculuğunu yaptığı Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nden bahsediyorum. Sayın Ofluoğlu’nun güzide bir eğitim kurumu olma arzusu ile çıktığı yolculuğunu şu satırlar çok güzel özetliyor: “Yıllar önce yazar Z.N.Hurston’un anlamlı bir özdeyişinden çok etkilenmiştim: ‘İleride kucaklamaya kollarımın yetemeyeceği ağaç için bir tohum ekmeyi,uzun bir yolculuk için bir adım atmayı, tebessümle sevgiyi başlatmayı’, en önemlisi siz değerli öğrencilerle birlikte ‘güneşe doğru zıplamayı’ hedefledim.Bu duygularım gerçekleştiğinde biliyorum ki, tüm toplumun arayacağı, özenerek izleyip,övünerek gözleyeceği bir markayı gerçekleştirecek ve düşleri süsleyecektim.”
Görünen o ki bu genç üniversite çok kısa sürede, çok büyük başarılara imza atmış. Tek başına başarılamayacak tüm bu çalışmaların arkasında büyük bir takımın, çok başarılı isimlerin olduğunu da hemen akla getiriyoruz ve bu isimlerden birisini sayfamızda büyük bir gururla ağırlıyoruz. Konuğumuz Yeni Yüzyıl Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Ekrem Çalkılıç. Belirtmeden edemeyeceğim bu kadar genç, dinamik yerinde duramayan, yaptığı işin mutluluğu gözlerinden okunan bir yöneticiyle bu okul daha bir çok başarıya imza atacaktır.


GÜCÜMÜZ HASTANELER
İstanbul Topkapı’da bulunan Yeni Yüzyıl Üniversitesi özellikle sağlık alanındaki bölümleriyle iddialı. Ekrem Çalkılıç, iddialarını şöyle temellendiriyor: “Türkiye’de belli tıp fakülteleri hariç, eğitimler genelde bir başka hastanenin bünyesinde yürütülüyor. Bizim kendi bünyemizde 13 tam teşekküllü dev hastanemiz var.”

Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nin kuruluş hikayesini sizden dinlemek isteriz.
Mütevelli Heyeti Başkanımız Sayın Dr. Azmi Ofluoğlu’nun “Sağlıktan kazandığımı, sağlığa harcamalıyım” ilkesiyle çıktığı yol ve gayretleri sonucunda 2009 yılında Vatan Sağlık ve Eğitim Vakfı tarafından kurulan bir vakıf üniversitesiyiz. Bugün bakıldığında tıp, eczacılık, güzel sanatlar, fen- edebiyat, iletişim, hukuk, diş hekimliği, mühendislik ve mimarlık, sağlık ve meslek yüksekokullarımızla yüzyılın üniversitesi olarak gençlerimizi yetiştiriyoruz. Onların geleceklerine ve kalplerine dokunuyoruz.

Özellikle sağlık bilimlerinde çok iddialısınızdır diye düşünüyorum.
Özellikle şudur demek istemem ama Sağlık Bilimlerinde gerçekten de çok iddialıyız. Ülkemizde özel sağlık hizmetlerinde çok önemli kilometre taşlarından olan Vatan Hastaneleri, Alman Hastanesi ve İtalyan Hastanesi gibi tarihi misyonu olan hastaneler ve bütününde Universal Sağlık Grubu, Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nin sağlık alanındaki iddiasını göstermek açısından önemli. Bununla birlikte bütün fakültelerimizle ülkemizin başarılı üniversiteleriyle de yarışacak güçteyiz. Kuruluşumuzun daha birinci yılında bilimsel birçok çalışmaya imza attık. Hatta dünyada da bir ilke imza attık. Prof. Dr. Fatih Parmaksızoğlu hocamızın aynı anda hem boy uzatıp hem de diz operasyonu yaptığı bir başarısını biliyorsunuz Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nin adıyla tıp literatürüne geçti. Bu kadar çok hastanesi, uygulama fırsatı olan kaç tıp fakültesi var. Hukuk Fakültemiz de bu yıl TÜSİAD’ın başarı ödülünü aldı.

Öğrencileriniz geniş bir uygulama imkanına sahip o halde.
Elbette. Yine hukuk fakültesinden örnek verecek olursak; Hocalarımız birçok kurumda bilirkişi. Çok önemli sertifika programlarına imza atıyoruz. Öğrencilerimiz Anayasa Mahkemesine gidiyorlar; adliye ve mahkemeleri soluyorlar. Prof. Dr. Refik Korkusuz gerçekten çocukları önemli bir yere taşıdı. Yine iddia ediyorum ki biz en iyilerdeniz. Türkiye’de birçok TV kanalında bizdeki gibi bir stüdyo yoktur belki de. Her açıdan dünyayı takip ediyoruz. Amerika’dan özel bir stüdyo getirdik. Öğrencilerimiz kimi zaman kameranın arkasında, kimi zaman karşısında oluyor. Televizyonculuğa dair ne varsa görüyor, öğreniyorlar; programlar hazırlıyorlar; sunuyorlar; kısacası mezun olduklarında “Sen ne biliyorsun“ dendiğinde söyleyecek sözleri oluyor. Türkiye’de belli tıp fakülteleri hariç, eğitimler genelde bir başka hastanenin bünyesinde yürütülüyor. Bizim kendi bünyemizde 13 tane tam teşekküllü dev hastanemiz var.

Meslek tercihi konusunda gençler bilinçli mi?
Maalesef erken yaşlarda çocuğu yönlendiremiyoruz. Avrupa’daki sistemde olduğu gibi çocukları küçük yaşlarda değerlendiremediğimiz için gençler bunun sıkıntısını sonradan yaşıyorlar. Biz de veliye, “Senin çocuğun şuralarda okuyamaz, gel sen bunu şuraya yönlendir” dediğinizde alınganlıklar devreye girer. “Benim çocuğum çok zeki ama tembel” demeye başlar. Çocukların ilgi, bilgi ve yeteneklerini ailelerin görmesi gerekiyor.
Burada bakıyorum bazen resim konusunda yetenekli bir gence ailesi ”Hayır ressam olacaksın da aç mı kalacaksın?” diyor. İşinin iyisi, niye aç kalsın. Şuna yürekten inanıyorum ki “delisi olmadığınız işin velisi” olamıyorsunuz. Başarılı birçok sanatçı da bunun çok iyi örneğidir. Çocuğun becerilerini, arzu ve isteklerini yok sayamayız.

Ama, iş bulmak da kolay değil.
Burada önemli bir hataya dikkat çekmek istiyorum. Herkes avukat, doktor olmak istiyor. Aileler bunu çocuklara daha küçüklükten empoze ediyor. Olamayınca da hiç değilse dört yıllık bir fakülte olsun düşüncesi devreye giriyor. Kimse bir işin erbabı olmak istemiyor. Böyle olmaz ki. Geçen bir programda sordular bir vatandaşa “ne okudunuz?” diye; “Felsefe okudum, kamyon şoförlüğü yapıyorum” diyor. Sırf bir yerden mezun olmak için eğitim alınmaz. Hani deniyor ya “mahalle baskısı” bu tam da öyle. Meslek kazandıran okullara talep yok; belli fakültelerin mezunları ortada. Biliyor musunuz, ülkemizde yardımcı sağlık personeline, doktordan çok daha fazla hemşireye ihtiyaç var. Biz Sağlık Meslek Yüksek Okulundan mezun olan gençlerimize iş taahhüdü verdik. Ancak birini bile işe alamadık; çünkü hepsi bizden çok daha iyi tekliflerle işe girdi. Her bölgede bölge hastaneleri kuruluyor. Devlet memuru olarak çok ciddi personel alınacak.

ÖĞRENCİ SAYIMIZLA DEĞİL, KALİTEMİZLE GURURLANMAK İSTİYORUZ
Sosyal bilimlerde yüksek burs imkânı

Burs imkanlarınız nasıl?
Vakıf Başkanımız Dr. Azmi Ofluoğlu’nun destekleriyle birçok gencimizin uygun fiyatlarla öğrenim görmesi için çaba harcıyoruz. Bu yıl %50 burs imkânı ile birçok gencimize özellikle sosyal bilimlerde öğrenim imkânı sağlıyoruz. Vakıf bütçesi üniversiteye daha fazla katma değer sağlamak adına öğrencinin yanında kullanılıyor. Spor Bursu, Giriş Başarı Bursu, İç Başarı bursu, Şehit ve Gazi Çocuklarına yönelik burslarımız da mevcut. Burslardan amacımız vasıflı iş gücü ihtiyacını karşılayacak bir eğitim sistemi oluşturmak.

Bugünlerde üniversite tercihleri yapılıyor; bu konuda çalışmalarınız var mı?
Halen üniversitemizde çok değerli hocalarımız gençlere tercihler konusunda danışmanlık yapıyor. Hocalarımızdan tek bir ricamız var; onlara “Lütfen bu gençleri kendi çocuklarınızı yönlendiriyormuş gibi bilgilendirin” diyoruz. Vakıf olarak öğrenci sayımızla değil eğitim kalitemizle, nitelikli eğitimimizle gururlanacak bir üniversite olmak arzusundayız.

‘Vakıf’lar eğitimi ferahlattı

Vakıf üniversitelerdeki öğrenci kalitesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Vakıf üniversiteleri ciddi emeklerle, yatırımlarla kuruluyor. Ülkenin bu konuda daha çok yatırıma ihtiyacı var. Öğrenciye gelince; bir sınavla geleceğiniz belirleniyor; bu da her zaman gerçeği yansıtmıyor; bir sınavla açıkta kalabiliyorsunuz. Vakıf üniversiteleriyle gençlere ciddi bir şans doğdu. Biz öğrencilerimizin iyi bir eğitim alması, lisanını geliştirmesi için hiçbir yatırımdan kaçınmıyoruz. Erasmus programı ile Avrupa’nın 16 ülkesindeki 32 üniversite de eğitim alma imkânına sahipler. Bu yıl dünya gündeminde önemli bir yer işgal eden “akıllı araçlar” konusunda “Elektrik-Elektronik Kulübü” öğrencilerimiz önemli bir projeye imza attı. Yard. Doç. Dr. Ahu Ece Hartavi Karcı liderliğindeki öğrenci kulübünün geliştirdiği proje, Hollanda’daki yarışmada ülkemizi temsil etti ve ilk 5 de yerlerini aldı. Bu şansın bir devlet üniversitesinde karşınıza çıkması için çok beklemeniz gerekebiliyor. Demek istediğim vakıf üniversiteleri Türk Eğitim hayatına ciddi bir ferahlama sağlamıştır.

BAŞARIMIN SIRRI
Doğru zamanda doğru yerde bulunmak...

Bir başarı tanımı yapar mısınız? Sizin de gençler için bir örnek profil olduğunuzu düşünüyorum. İşini sahiplenmenin ve aidiyet duygusuna sahip bulunmanın önemli olduğuna inanıyorum. Aksi halde zaten kendinizi orada, o işte emanet hissediyorsunuz. Kendimden gidecek olursam ben merhum çok değerli büyüğümüz Enver Ören’in tedrisatından geçtim. Ben ve bizim için işimizi nereye yaptığımız önemliydi, daha da ötesi paranın da önemi yoktu. Bu da hissederek, sahiplenerek ve çok çalışarak oluyor. Daha sonra işimin sahibi ve ehli olmaya gayret ettim. Amerika ve Avrupa’da da farklı projelerin, şirketlerin içerisinde bulundum. Ben de çok çalışıyorum; çok okuyorum; sürekli araştırıyorum. Şu anda eğitim sitemleri, ilgili yasalar, her şey ilgi alanım içerisinde. Hani herkesin bir başucu kitabı vardır ya, benim de şu günlerdeki başucu kitabım “2447 sayılı kanun..” Onunla yatıp kalkıyorum. Gece yarısı aklıma bir şey geliyor, “sabah bakarım” demiyorum, kalkıyorum bakıyorum. Gençlere de bunları tavsiye ediyorum. Araştırsınlar, ne istediklerini bilsinler, hedeflerle hareket etsinler. Avrupalının da başarısı orada. Her şeyi en ince noktasına kadar araştırıyorlar. Geç oluyor belki ama sağlam yapıyorlar. Ben bu sürece bir de hızı eklemeye çalışıyorum. Bir de sevgiyi, işi güzellikle yapmayı ve insanlara da bu şekilde muamele etmenin önemli olduğuna inanıyorum. Gençler doğru zamanda doğru yerde olmayı hedeflemeli.
[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
turkiyegazetesi.com


GURBET'LE RENKLER VE SESLER
Gurbet Kalay Zorba
gurbet.zorba@tg.com.tr
14 Temmuz 2013 Pazar


Nail Olpak, 'Başkanlık için eşimin de onayını aldım'

Sunuş
“MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak bu haftaki sayfa konuğumuz” klasik cümlemiz ile sunumumuza başlayalım. Nail Olpak ile MÜSİAD Genel Merkezi’nde buluştuk. Nail Bey’le aile hayatı, öğrencilik yılları, iş hayatı derken MÜSİAD ve gündeme dair uzunca bir sohbet gerçekleştirdik. Erken kalkan yol alır sözünü doğrularcasına güne çok erken saatte başlayıp, geç saatlere yaklaşan bir çalışma düzeni var MÜSİAD’ın. Nail Bey’e “Bu yaşam düzenine tamam demek için onay aldınız mı aileden?” diye sorduğumda, “Başkanlık teklifi aldığımda bir işime bir de eşime sordum, onay alınca da içim rahat başladım” dedi. Nezaket, ne güzel...
Sohbetimizle ilgili bir başka ilgimi çeken ayrıntı da Olpak’ın “Yatılı okulda okudum. Yemekhanede yemek yedim, devletin parasıyla okudum ve bugünlere geldim. Bugün de o yemeğin karşılığını en iyi şekilde devletime, milletime hizmet ederek ödemeliyim” sözleriydi. Bir ne güzel daha...
Hayırlı Ramazanlar, İyi Pazarlar G.K.Z.


Nail Olpak nerede doğdu, nasıl bir öğrencilik hayatı oldu, bugünlere zemin hazırlayan yapı taşları nasıl örüldü? Geniş zamanlı sorularla başlayalım...

1961’de Burdur, İbecik köyünde doğdum. Babam hâlâ orada yaşıyor, annem vefat etti. Aydın Lisesi’nde yatılı okudum. Çok başarılı bir liseydi. Fiziki altyapısı da çok iyiydi. Neredeyse bir üniversite büyüklüğündeydi. 1974 yılında radyo yayını yapıyordu. Yatılı okumak başarılı olmayı da mecbur kılıyor bir bakıma. Mühendis olmayı kafama koymuştum. 37 kişilik sınıftan İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü yedi kişi kazandık. 80 öncesinin kargaşa ve anarşi zamanlarını çok acı bir şekilde yaşadım. Dönemimizden birkaç kişi öldürüldü maalesef. Mezuniyetimden sonra yüksek lisansımı enerji alanında yaptım. Uzun bir süre özel sektörde çalıştım. Önce makine imalatında daha sonra büyük bir grupta yöneticilikler, sonunda da holdingin tepe yöneticiliğini yaptım. Ardından da iki arkadaşımla bir şirket kurduk. O günden bu güne şirketin yönetim kurulu başkanlığını yapıyorum.

Okul hayatınızla başladık ve bugünlere geldik. Aile hayatınız, eşiniz ve çocuklarınız desem...
İki oğlum var, birisi mimarlık okuyor. Çok sevdiğim yönlerinden birisi, çok kitap okur. Diğer oğlum da bu yıl üniversite sınavına girdi. Şimdi heyecanlı bir şekilde sonucunu bekliyoruz. Çocuklarımın meslek seçimlerinde yönlendirici olmadım. Onlar neyi isterlerse onu seçebilirler. Eşim Rizeli, ben Burdurluyum. İstanbul’da tanıştık ve evlendik. Güzel bir aile hayatımız var çok şükür.

Başkanlık süreci nasıl gelişti?
Bizim geniş bir istişare yapımız vardır, başkanlık seçimlerinde MÜSİAD kurucularının, eski başkanların, mevcut yönetim kurulunun, şube başkanlarının görüşleri alınır. Kimi düşünüyorsunuz diye sorulur ve tercihler bir havuzda harmanlanır, ismi ön plana çıkanlarla konuşulur. Bu noktada benim ismim ön plana çıkınca, dedim ki ‘Benim ilk önce eşimle ve işimle görüşmem’ gerekir. Önce iki ortağıma gittim, ‘Eğer destek verirseniz, ben bu işi yapabilirim’. Çünkü işinizden kopmak durumunda kalıyorsunuz. Onlar da sağ olsunlar, anlayışla karşıladı ve destek verdi. Daha sonra da eşim ve iki oğlumla konuştum. Onlar da bana çok büyük destek oldular. Eşim her zaman benim televizyon programlarımı mutlaka izler ve bana izlenimlerini aktarır ve beni yönlendirir.

Bir ay boyunca Gezi Parkı’nı konuştuk. Olayları MÜSİAD Başkanı değil de bir iş adamı olarak nasıl yorumluyorsunuz?
Farklı düşünceler, şiddet içermeden ifade edilmeli. Ancak ülkemizin refahının ve geleceğinin de hiçbir zaman riske atılmaması gerekir. Birbirimizi ötekileştirmeden anlayabilmeliyiz. Mayıs ayında yapılan nükleer santral anlaşmasını bir hatırlayalım. 22 milyar dolara imzalamışsınız bu anlaşmayı ve hiçbir devlet garantisi de istememişsiniz. Aynı yıl 20 milyar euroluk havalimanı anlaşmasını imzalamışsınız ve IMF’ye borcunuzu bitirmişsiniz, iki ayrı derecelendirme kuruluşundan yatırım yapılabilir diye not artırımı almışsınız. Çözüm sürecinde güzel şeyler devam ediyor. Daha sonrasında önce çevreci protestolar çevresinde bir süreç başladı. Daha sonra Sayın Başbakanın ‘Biz burada AVM, otel yapmayacağız’ diye bir açıklaması oldu. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. ‘Karar hükümetin istediği gibi çıksa bile yine halka soracağız’ dendi. İşte burası ayrım noktasıdır. Bundan sonra orada hâlâ gösteri yapılıyor ise biz o zamana kadar yapılanları ikiye ayırıyoruz. Bir, parkın içinde samimi duygularla gösteri yapanlar, ikincisi ise, parkın dışında kalıp da içine sızarak bunu maniple edenler. Bu son açıklamadan sonra gösteri yapanlar artık bu ayrımın da dışına çıkmışlardır. O zaman diyoruz ki, biz ülkenin geleceğine sahip çıkarız. Mesela, siz seçilmiş bir ülkenin başbakanına hakaret edemezsiniz. Kamu malına zarar veremezsiniz. Kul hakkı da yiyemezsiniz. Benim camımı çerçevemi de indiremezsiniz. Eğer böyle bir şey olursa biz de iş dünyası olarak, tavrımızı koyarız.

Olaylar Türk ekonomisi için neler anlattı.
Gezi olaylarında Türkiye test edildi. Kamu maliyesi, serbeste piyasaları, borsası, finans kurumları, bankacılık sistemi, insanların tahammülü, birbirlerinin görüşlerine saygısı, sabırları test edildi. Mali olarak zarar gördük mü? Evet gördük. Ama bunları da atlatmaya çalışacağız. Ülkenin geleceğini karartmaya yönelik bir eylemle karşılaşırsak, demokrasiye zarar verecek, seçilmiş hükümetin iş yapmasını engellemeye yönelik bir terör başlatılacaksa, işte o noktada biz taraf olacağız.
Artık farklı bir Türkiye var. Önceden dünyanın bir yerlerinde Somali diye bir ülke olduğunu biliyor muyduk? Orada bir problem yaşandı ve birçoğumuzun haritada bile yerini bilmediği Somali için herkesten daha duyarlı bir ülke olduk. Somali’yi şu anda Türkiye yeniden imar ediyor. Bazıları Arakan’da bizim işimiz ne dedi. Suriye’den bana ne demeyen bir yapı var şimdi.

Türkiye’nin artan nüfuzu Batı’yı rahatsız ediyor ama..
Türkiye artık eskisi gibi kabuğunun içinde kalan bir ülke değil. Artık farklı bir yerdeyiz. Geçtiğimiz yıl sadece yurt dışına yapılan karşılıksız yardımların tutarı 2.5 milyar dolar. Dünyada bir pasta var. Sizin bu pastadan pay almanız, bir başkasının payının azalması anlamına gelir. Bu da birilerini rahatsız eder ve devletlerarası ilişkiler de duygularla gitmez. Benim Aydın Lisesi’nin yatakhanesinde ne hissettiğim devletleri hiç ilgilendirmez. Aydın Lisesi’nin yatakhanesinden ona bir menfaat var mı, yok mu, ona bakar devletler. Bizim kredi notumuzu artırmakta yavaş ve cimri davranan batı, Gezi olaylarında aceleyle kameralarını sadece yanan, yıkılan yerlere odaklandı. Türkiye’nin sinir uçlarının test edildiği bu dönemde, demokratik olgunluğun nasıl güçlü bir şekilde yerleşmiş olduğu görmezden gelindi.


Seçimle gelen seçimle gitmeli


Batılı ülkeler Mısır’daki darbeye “darbe” diyemedi. Mısır’daki olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mısır’ın, seçimle göreve gelmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ve hükümetinin görevden uzaklaştırılması, dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Mısır’da, halkın iradesine vurulmuş bir darbedir. Halkının çoğunluk desteğini kazanarak iktidara gelen bir yönetimin ve liderinin, iktidardan uzaklaştırılmasının tek yolu, ancak seçim olmalıdır. Mısır’da son günlerde yaşananlar, bu açıdan son derece üzücüdür. Mısır’da yaşanan bu talihsiz darbenin, sadece demokrasiye değil, bölge barışı ve huzuruna da darbe vurmuş olduğuna inanıyor, nerede ve kime karşı olursa olsun darbeleri ve darbeci zihniyeti reddediyor, bu süreçte yaşanan can kayıplarından da derin üzüntü duyuyoruz. Yüzyıllar boyunca paylaştığımız dostluk ve birliktelik kadar, demokratikleşme çabaları bakımından da geçmişte benzer dönemler yaşadığımız Mısır’da, pozitif istikrar, güven ve huzur ortamının, en kısa sürede sağlanmasını, demokratik düzene bir an evvel geçilmesini umud ediyor, dost ve kardeş Mısır halkına ve seçilmiş yöneticilerine, sabır ve esenlik diliyoruz.”

DESTEĞİMİZ SÜRECEK
Çözüm sürecinden Edirne de kazanacak

MÜSİAD olarak çözüm sürecine ne gibi katkılarınız oldu? Çözüm sürecinin başarı şansı nedir?

Son on yıllık süreçte, özellikle çözüm sürecini dikkate aldığımızda huzur ve güvenin Türkiye’de oluşturulduğunu görüyoruz. MÜSİAD olarak 27 Nisan’da genel kurul yaptık. İlk yönetim kurulu toplantısını 6 Mayıs’ta Batman’da gerçekleştirdik. Amacımız o bölgeye yönelik bir işaret fişeği yakmaktı. Ayrıca biz diğer dernekler gibi de değiliz ve zaten Batman’da bir şubemiz senelerdir var. Aynı zamanda, Diyarbakır’da, Mardin’de, Van’da da şubemiz var. Çarşı, pazar aklınıza gelebilecek her yeri gezdik ve Batman’da bu çözüm sürecine çok ilgi olduğunu gördük. Akan kan durduğunda sadece bölge halkı kalkınmayacak, inanın Edirne de kalkınacak, İzmir de bundan nasibini alacak. Dolayısıyla çözüm sürecine ilişkin desteğimiz kısa vadeli bir yaklaşım değil.”

Projeyle gidiyoruz tapumuza bakıyorlar

İş adamı için finansal kaynağın temini çok önemli… Projeleriniz için kaynak bulmaktan zorlandığınız oluyor mu?

Aslında güzel teşvikler var ama parasal anlamda değil. ‘Yap yatırımını, az öde vergini’ gibi teşvikler yapılmaktadır. Pozitif istikrarımız var, teşvikimizi de aldık ama cebinizde de paranızın olması gerekiyor. Bir iş adamı finansman için bankaya gittiği zaman, ne kadar güzel fikirleriniz olduğuna kimse bakmıyor, sizin tapularınıza bakıyorlar. O zaman diyoruz ki biz, Türkiye’nin 2023 hedeflerine gideceksek, ihracatımızı iki buçuk kat, milli gelirimizi üç buçuk kat artırmamız gerekiyor. Çözüm için, bankacılık sistemlerinin projelere de destek vermesi gerekiyor. İkinci olarak ise, refahın yayılması gerekiyor. Türkiye’nin toplamda ne kadar büyüdüğü önemlidir. Ama sağlıklı bir büyüme mi var, yoksa refah bir yerde mi toplanıyor, buna dikkat etmemiz gerekiyor.”

Toplantıya saat 06.45’te başlarız

İşler yürürken bir sivil toplum kuruluşunun başında olmak zor olmuyor mu? MÜSİAD’da işler nasıl yürür?

Saat 06.45’te toplantılara başlarız. Toplantıyı erken saatte yapmamızın bir sebebi de trafiğe yakalanmamak. Toplantıyı 09.30’da bitiririz. Çünkü buradaki herkes işadamı ve hepsinin bir işi var. Bazen arkadaşlarımıza yönetim kurulu üyeliği teklif ettiğimiz zaman diyorlar ki, “Bizim bir işimiz var.” Biz de diyoruz ki, “Ne güzel, zaten işi gücü olan insanlar istiyoruz. Burası zaten iş adamları derneği.” Aynı zamanda iş, güç sahibi olan arkadaşlarımızın bizi, kazançlarını hayata, Türkiye’nin yararına aktarabilecekleri bir kurum olarak görmeleri gerekiyor. Mesela ben yatılı okuduğumu söylemiştim. Devletin üzerimizde herkesten daha çok hakkı var. Çünkü başkaları evde annelerinin yemeklerini yerken, ben bu milletin, devletin yemeğini yedim. MÜSİAD bu milletin bir kurumuysa, benim o nimetlerin borcunu geri ödemem gerekir. Vefanın, bir semt isminden ibaret olmadığını, bizim çok iyi kavramamız gerekir.
[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-28-13   #77
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

Ender Saraç, 'İftarda ve sahurda iyi yiyin'

Rahmet ayı ramazanı idrak ediyoruz. Bu sebeple bereketin, barışın, huzurun bol olduğu, fakir hanelere ellerin uzandığı, kalplerin hoş tutulduğu, oruçlarımızın kabul olduğu bir ramazanla bayram sabahına erebilmeyi diliyor; lafı çok uzatmadan çok değerli konuğumuz Dr. Ender Saraç’a bırakıyoruz. Umuyoruz ki, orucun faziletini daha rahat yaşayabilmek ve yarıya yakınını geride bıraktığımız bu mübarek ayı sağlıklı beslenme açısından nasıl geçireceğimize dair yaptığım sohbetimiz faydalı olur sizlere…

> Ramazan ayı yorgun bedenlerimizin de dinlendiği bir ay değil mi?
Evet ama şunun altını özellikle çizmek isterim. Ramazan bir diyet ayı değildir. Ramazan bir tercihtir. Siz inancınız doğrultusunda bir tercih yaparak bir ay süreyle belli saatler içerisinde yemek, içmek vb. şeylerden uzak kalmayı tercih edersiniz. Bunun bir manevi dokusu var. O yüzden şunu yaparsanız kilo alırsınız, bunu yaparsanız zayıflarsınız gibi başlıklar altında ramazanı konuşamayız. Onun dışında oruç, elbette çok iyi bir arınma ve detoks yöntemidir. Bütün dinlerde olan orucun, İslamiyet’te sınırları daha net çizilmiştir. Oruç hilal ile başlar. İnsanın hormonal döngüleri de yeni ay döngüsü ile başlar. Genelde İslamiyet’ten önceki dinlerde de orucun hilal ile veya çıkmadan bir iki gün öncesi ile başladığını görüyoruz. Bunu bir ay boyunca tamamladığınızda vücutta yılda bir kere ciddi bir temizlenme oluyor. Oruç bilinçli olarak yapılması gereken bir ibadettir. Bilinçsiz olarak yaptığınızda sizi sağlık açısından zorlar.

> Ne demektir bilinçsiz oruç tutmak?
İftarda ve sahurda aşırı yağlı, tuzlu, baharatlı, kızartma, tatlı yemek, orucun mantığına da karşı, sağlık için de çok zararlı. Özellikle uzun yaz günlerine bol miktarda su, sıvı ve mineral almak önemlidir. Bu manada maden suyu çok faydalıdır. Antioksidanlı, vitaminli, sağlık açısından faydalı sıvılarla da vücudu desteklemek gerekir. Oruçla birlikte insanın birkaç gün içerisinde metabolizması değişmeye başlar. Bir sakinlik hali oluşur. Uyku düzeni, ruh hali değişir. Bu sebeple oruçluyken bedeni aşırı zorlamak, yıpratıcı ağır faaliyetlerde bulunmak, fazla yemek ya da yeterince gıda almamak doğru değildir.

> Genelde ramazan ayında çok yenmemesi tavsiye edilir...
Bu yıl hep söylediğimiz şeyi değiştiriyorum. Zira 17 saat boyunca oruç tutulduğu için, kış ramazanlarının aksine ‘bu ramazan bol bol yiyin’ diyoruz. Kış ramazanlarından kilo alıp çıkarsınız ama yaz aylarında yeterince beslenmez ve sıvı almazsanız ramazanın ikinci yarısında halsiz düşebilirsiniz. Vitamin ve demir eksikliği, kabızlık gibi sağlık problemleriyle karşılaşabilirsiniz.

> 17 saat çok uzun bir süre. Sağlıklı kişilerde de bazı problemler olabilir mi?
Hayır olmaz. İnsanoğlu sandığımızdan çok daha güçlü bir bedene sahiptir. Ruhen bir şeyi istemesi fizyolojisini çok etkiler. Mesela savaşa giren bir insanın fizyolojisi ile bir anneninki çok farklıdır. Daha önce bir gece uykusuz kalmaya dayanamayan birisinin anne olduğunda günlerce uykusuzluğa dayanabildiğini, kendi performansına kendisinin de şaşırdığını biliriz. Dolayısıyla insanın kalbini, ruhunu kattığı oruçtaki dayanma gücü de böyledir. Üç saat açlığa dayanamazken 17 saat oruç tutabiliyor insan. Çünkü inandığı bir şeye kalbini, ruhunu katıyor. Ben oruçluyken kendimi ruhen ve fizyolojik olarak hissederim. Ama çok da dikkat ederim. Mesela özellikle yaz aylarında destek olması amacıyla her gün bir multivitamin alırım. Onun dışında daha enerjik olmak için süpürünella ve kronella gibi tatlı su yosunu hapları alırım. Onun dışında cildin çökmemesi, eklemlerin korunması için bazen gerektiğinde kalsiyum, D vitamini, bazen hiyulirnikasit destekleri alırım. Yine aynı şekilde beslenmemde proteinleri yüksek tutarım, bol sıvı aldığım bir beslenme şekliyle.

> Ezanın okunup da o orucun açıldığı anın tadı da hiçbir şeyde yok sanki...
Oruç boyun bükmektir. Kul olmayı hissetmektir. Ne diyettir, ne de vücuda eziyet içindir. Oruç ellere tutturulur, kaba kuvvete, harama el uzatmasın diye. Gözlerinize tutturun, kötüye bakmasınlar diye. Dilinize tutturun kalp kırmasın, yalan söylemesin diye. Kulaklarınıza tutturun kötü sözün, gıybetin olduğu yerden uzak dursunlar diye. Yani oruç halde, tavırda bir bütündür. Dolayısıyla orucu ruhen tutmak gerekir. Siz tam manasıyla oruç tuttuğunuz zaman sahurdan birkaç saat sonra fizyolojinin yeme içme vb. kaba istekleri yavaş yavaş minimuma inmeye başlar. İnsanı düzeydeki kaba halinizden kurtulmaya başlarsınız. Bir sakinlik hali çöker. Bu hali iyi şeyler için kullanmak gerekir. İnsanlara yardım etmemiz, zekâtımızı vermemiz, kırdığımız kalpleri onarmamız gerekir. Ruhen oruç tutmak gerekir.

> Ruhen oruç tutmayı biraz daha açar mısınız?
Oruçlu olduğunun bilincinde olacak kişi. “Oruçluyum bana dokunmayın, oruçluyum yatacağım, başım ağrıyor” gibi sürekli konuşarak da oruç tutulmaz. Hele orucun son saatlerinin verdiği huzuru hissedebiliyorsanız orucun tadını alırsınız. Eski ramazanların bolluğu, huşu içinde geçmesi de bu ayın hoşgörü ve sevgi ayı olduğunun iyi anlaşılmasındandı. Şimdi insanların hayat hızı, beklentileri, bedeni istekleri, ruhun manevi isteklerinin önünde gitmeye başladı maalesef.

TOKKEN TATLI YEMEYİN
Dr. Ender Saraç, bayram sabahı için şu tavsiyelerde bulunuyor: “Özellikle su için. Alkali oranı yüksek su. Evinizde alkali su filtresi yoksa 2 litre suya yarım tatlı kaşığı karbonatı karıştırın, için. Tatlıları tok karnına yemeyin. Yürüyüş yapın.”

KAN ŞEKERİ DÜŞENLERE TARÇIN VE KROM HAPI
Baş ağrısına karşı su için

> “Oruç tutmayı çok istiyorum ama kan şekerim çok düşüyor” diyenlere özel bir tavsiyeniz olur mu?

İki şey söyleyebilirim. Tarçın, kan şekerini çok iyi dengeler. Ayrıca krom hapı öneriyorum. Ben bunu hastalarıma da veriyorum. Doğaldır, eczanelerde satılır. Günde bir tane aldığınızda inanılmaz bir kolaylık sağlar. Hipoglisemiyi dengeler.

> Oruç tutarken baş ağrıları da olabiliyor...
Bunun için en iyi çare, iftar-sahur arasında bolca su tüketmektir. Ayrıca maden suyu da tüketilmelidir. Nane yağı, Çin yağı, baş ağrısının bir numaralı ilacıdır. Başın tepe noktasına üç dört damla damlatıp, şakakları ve başın ağrıyan yerlerini ovabilirsiniz. Ayrıca işaret parmağı ile başparmak arasındaki o etli kısma nane yağı sürün; iyice bastırın ve birkaç dakika nefes alıp verin. Ağrınızın süratle azaldığını hissedeceksiniz. Sahurda başınızın ağrıyacağını hissederseniz, papatya, anason ve karanfilden yapılan çayın da ağrı kesici özelliği vardır.

PROTEİNE AĞIRLIK VERİN
En büyük hata hamur işleri ile beslenmek

> Genel olarak beslenme hatalarımız neler?

En büyük hata karbonhidrat, hamur işi ve tatlı ağırlıklı beslenmek. Kan şekeri düşüyor, düşünce de hemen pide, hamur işleri, börek çörek gibi gıdalara yükleniyoruz. Oysa tam tersine proteine ağırlık vermek gerekir. Mesela; buğulama balık, az tuzlu, az yağlı peynir, az yağlı doğal yoğurt, süt, tavuk etinin beyaz kısmı, dil haşlama gibi soğuk et ve katı pişirilmiş yumurta gibi.

> Ramazan ayı tatlısız da olmuyor...
Tatlı hiçbir zaman tokken yenmemeli. Düşmüş olan kan şekerini birden yükseltir. Tatlı tercihleriniz de sütlü tatlılardan olsun. Güllaç, dondurma, fırınlanmış meyve tatlıları, yanında kaymak yerine bol ceviz, badem, fındık olabilir. Meyve salataları idealdir. Yanında bir bardak yoğurt ve süt tüketebilirsiniz.

ÖNEMLİ GIDA MADDESİ: HURMA
Orucumuzu nasıl açalım?

İFTARA hurma ile başlayabilirsiniz. Çünkü hurma aç bir fizyolojinin alması gereken en acil ve kıymetli besin ögelerini içinde barındırmaktadır. Üç hurma yiyin, yarım bardak da su için üzerine. Ondan sonra da mutlaka yarım kase çorba için. Bakliyat, posalı sebze çorbası, tarhana, domates çorbalarını tavsiye ederim. Çorbadan sonra 10 dakika ara verin. Namaz kılanlar, namazını kılabilir. Böylece sindirim sistemi sakinleşir; kaba tabirle sofraya saldırı riski ortadan kalkar. Ana öğünde de bir gün hayvansal proteini, diğer gün karbonhidratı tercih edin. Bir parça pide, az yağlı peynir ile, yumurta, zeytin gibi kahvaltı öğünü yapabilirsiniz. Yanında domates, salatalık, maydanoz gibi sebzeler olmalıdır. Karbonhidratlar için esmer pirinç, bulgur tercih edilmeli. Bol sebzeli bir yufkalı börek de zararlı olmaz.

DEMİRHİNDİ ÇOK FAYDALI
Sahurda neler yemeliyiz?
Sahurda bir kase çorba tüketmekte fayda var. Yine taze nane, salatalık, limon, dereotu, kişniş, gülsuyu tüketmek harareti keser. Gülsuyunu içeceğiniz içeceğe damlatabilirsiniz. Demirhindi şurubu çok faydalıdır. Bir avuç vişne ile aktardan aldığınız 2 parmak kadar demirhindiyi dört bardak suyla kaynatın. İçine biraz da kabuk tarçın ekleyin. Ilıdıktan sonra süzün. İçine bir kaşık da bal katın. Çok terleyen bir yapınız varsa içine maden suyu da ekleyebilirsiniz. Hem gazoz gibi olur hem de iyon ve mineral dengenizi sağlar. Çavdar ekmeği, tam buğday, lop yumurta, acı olmayan taze sivri biber, salatalık, başta taze nane ve dereotu, biraz zeytinyağı biraz tahin pekmez, yağlı olmayan peynirler ve sahur için yeterlidir. Haftada bir kere sahurda mercimek tüketin. Yoğurt, ceviz, yulaf ezmesi, müslüyü de haftada bir kere yemekte fayda var.

Daha detaylı bilgi için: [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]
[Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.]

Betül Altınbaşak
betul.altinbasak@tg.com.tr
28.07.2013

turkiyegazetesi.com






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-04-13   #78
Ahmet Dedeoğlu
 

Ahmet Dedeoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
PotaForum


Draft Tarihi: May 2010
Mesajlar: 77,214
Konular: 32889
Teşekkürleri: 26,727
32,131 Mesajına 56,511 Kere Teşekkür Edildi.
NBA Takımı:Los Angeles Lakers
Sevdiği Oyuncu: Kobe Bryant


Standart Cevap: Pazar Kahvesi

Farklı lezzetleri keşif için haydi yemek tiyatrosuna

Sunuş
Şöyle bayram öncesi hayatınıza gerçekten renk katacak bir faaliyetle tanışmaya ne dersiniz? Şayet siz de benim gibi yemek pişirmek, değişik tatları keşfetmekten hoşlanıyorsanız bu haftaki sohbetimizi kaçırmayın derim. Çünkü sizlere ülkemizin hatta dünyanın büyük şeflerini ücretsiz bir araya getiren muazzam bir organizasyondan bahsetmek istiyorum. Üstelik bu yapılanma küçük gurmeler ve şef adaylarını yani çocuklarımızı da eğlenceli bir şekilde içine alıyor. Efendim İstanbul Gastro Kültür Merkezi, kapılarını açtı. Resmi açılış yakında. İlk röportajlarını bize verdiler. Gurme, gazeteci-yazar M. Vasfi Pakman’a bu harika girişiminin yanısıra, içten sohbeti için de ayrıca teşekkür ediyoruz. Ben kendisini tanımaktan büyük mutluluk duydum, ülkemiz gastronomisi adına verdiği büyük çabaya hayran kaldım. Önce yazımızı okuyun sonra bayram sonrası için tiyatroya ister oyuncu yani aşçı, ister öğrenci olarak rezervasyonunuzu yaptırın. Harika ekipman ve şeflerle nefis lezzetlere imza atın…


Türkiye lezzet hareketi başladı diyorsunuz.
Evet, sloganımız: Türkiye Lezzet Hareketi Başladı... Markamızı tescilledik. Yapmayı hedeflediğimiz çok güzel çalışmalarımız var. Lezzet Markaları Derneğimiz, Mutfak ve Ağırlama Profesyonelleri Meslek Eğitim Derneğimiz ve yeni kurduğumuz Lezzet Dostları Derneğimiz ile lezzet hareketi için çaba harcıyoruz. Türkiye Aşçılar Şefler Federasyonumuz da dünyaya açılan penceremiz.
Gastro Kültür Merkezi bence muazzam bir hizmet.
Bu proje, 2000 yılından beri hayalimdi. Önce kapalı bir stüdyoda başladık faaliyetlere ama içime sinen bir durum değildi. Açık, herkesin gözünün önünde, interaktif bir ortamda olmalıydık. Büyükşehir belediyesi bize Çarşı Pazar AVM’de burayı verdi. Henüz resmi açılışımızı yapmadık fakat burada 5 ünlü restoran ve pastanenin şefleri, halkımızla buluşuyor. Yemekleri, pastaları birlikte yapıp tadıyorlar. Burası bir eğitim kurumu değil, diploma da verilmiyor ancak deneyerek tıpkı bir okul gibi birçok şey öğrenebiliyorlar. Burada dört kişi aynı anda uygulama fırsatı bulabiliyor. Ayrıca isteyen bir ev hanımı, çalışan hanım, sanatçı, doktor, öğretmen vs. kişiler de gelip yemek yapabilir ve farklı lezzetlerle katılımcıları tanıştırabilirler. Hafta sonları da çocuklarla faaliyetlerimiz var. Onlarla pasta, çikolata yapıyoruz. İsteyen herkes ister izleyici, ister uygulamacı olabiliyor.
Sizin bu işlere merakınız nasıl başladı?
Ben aslında finansçıyım. Son Havadis, Sabah gibi gazetelere de yazılar yazdım. İlk bankada başlayan iş deneyimim, Ankara’da özel sektörde büyük bir firmada devam etti. Çok sık yurt dışına çıkıyordum ve o zamanlar rahmetli Turgut Özal, Devlet Planlama Teşkilatı’nın başındaydı. Vizyonu çok yüksek bir bürokrattı. Beni yanına çağırdı, “Bizim müteahhitler çok becerikli. İmkan bulsalar dünyayı donatırlar ama tanıtımda zayıf kalıyorlar. Dosyaları zayıf, referansları yok” dedi. Hiç unutmuyorum o dönem çalıştığım şirkete, Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir iş almaya gitmiştik. Şeyh Sultan Bin Muhammed Kasımi dedi ki: Ben ne bileyim bu binaların Türkiye’de olduğunu. Belki başka bir ülkedeki binaların fotoğrafını çektiniz ve getirdiniz... Bu sözler bizi çok üzmüştü. Sayın Özal da daha önce benzeri durumlarla karşılaşmış olmalı ki, birlikte yaptığımız bir uçak seyahatinde, “Senin iletişimin, dilin iyi. Adı İnşaat Dünyası olan bir dergi çıkart” dedi. İşte o gün bizim dergicilik işinin temelleri atıldı. İnşaat sektörü ve müteahhitlerimiz için referans olacak çok düzgün bir dergi çıkarttık. Onu başka dergiler izledi ve işim de artık bu oldu. İnşaatın ardından yine Turgut Özal’ın isteği ile turizm dergileri hayatımıza girdi.
Dergicilikten gurmeliğe geçen bir yol olmuş.
Evet. Bu arada beni Londra’da, Hhotelypia Fuarı’na davet ettiler. Aynı zamanda Dünya Aşçılar Olimpiyatı da vardı. O dönem fuarda dünyanın en ünlü aşçısı Peter Grifftih ile tanıştım ve bana dedi ki: Sizin ülkenizde güzel yemek yapan aşçılar yok mu? Getirin onları buraya, yarışsınlar. “Nasıl olacak?” diye sordum. “Ülkenizde bir yarışma yapın. İlk üçe girenleri getirin. Bunun için de bir dernek kurun. Dernek yarışmayı yapsın, ben de jüri üyeliği yaparım” cevabını verdi. Tugrul Şavkan, Bircan Eresin, Necip Fincancıoğlu gibi turizmciler, “derneği kuralım” dedik. Bir grup derneğin adı “Mutfak Dostları”, diğerleri “Mutfak Profesyonelleri olsun” dedi. Sonuç ikisi birden kuruldu. Daha sonra ilk gastronomi dergisini çıkarttık.
Yarışma ne oldu?
Usta aşçılar katılmaya çekindi. İsimlerine zarar gelir diye korktular. Yamaklarını, yanlarında çalışan gençleri gönderdiler. Biri 19, birisi 22, diğeri 24 yaşında üç genç dereceye girdi. 19 yaşındaki genç, altın madalya aldı. O genç, bugün kendi aşçılık okulu ve kitapları olan meşhur şef Eyüp Kemal Sevinç’tir. Bu olimpiyat dünyada dört yılda bir yapılır. Geçen yıl da benim kurduğum 12 kişiden oluşan takım, 5 bin kişi içinde 1 altın, 4 gümüş, 7 bronz madalya aldı.
Gastro Kültür Merkezi’nin faaliyetlerine ücretsiz katılmak için [Sadece Üyeler Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın.] katılım formu doldurabilirsiniz.

ENSTİTÜ KURULUYOR
Arman Kırım unutulmadı
M. Vasfi Pakman, 2011’de kaybettiğimiz gazetemiz yazarlarından, değerli bilim adamı aynı zamanda sayılı birkaç gurmeden biri olan Prof. Dr. Arman Kırım için enstitü kuracaklarını söyledi. Pakman, “2014’te lezzet markalarına Oscar vereceğiz. Bir de büyük üstad Prof. Dr. Arman Kırım’ın adını taşıyan ‘Lezzet Enstitüsü’nü kurmanın hazırlıklarını yapıyoruz. ‘Nasıl gurme olunur?’ bunları anlatacağız” dedi.

DÜNYADA ÖNCÜ
Uluslararası bir gurme

20 yıldır ülkemizi dünyada temsil edebilmek için ciddi çaba harcayan M. Vasfi Pakman’ın dünyada öncülüğünü yaptığı birçok faaliyeti var. Pakman; DEİK/DTİK Avrupa Bölge Komitesi Meclis Üyesi, AGİKAD/Akdeniz Ülkeleri Gastronomik İşbirliği ve Kardeşlik Derneği Kurucu Üyesi, Uluslararası Türk Gastronomi Dernekleri Platformu Başkanı gibi birçok görevi bir arada yürütüyor.

En iyi lobi, yemekte yapılır

Dışarıdan bakıldığında Türk mutfağı hak ettiği yerde değil sanki.

Maalesef pazarlama eksikliğimiz var. Tarihimize bakıldığında her şeyin aslında en güzelinin, Osmanlı’da olduğunu görüyoruz. Bugün atıl olan Topkapı Sarayı’nın mutfağı 20 bin metrekare ve 5 bin civarı aşçının çalıştığı bir mutfak. Dünyanın 60 yıldır var dediği “füzyon” mutfağını Osmanlı, 1500 yıl önce yapıyordu. Bunu bir toplantıda söylediğimde Avrupalı gastronomlar hayretler içinde kaldı. Size ilginç bir şey söyleyeyim. Dünya Aşçılar Konfederasyonu’na gireceğimiz zaman referans olan kişi konfederasyonun yönetim kurulu üyesi Azeri Prof. Dr. Tahir Amir Aslanov’du. Mutfağı sınırlı olan Azerbaycan’ın bize referans olması, üzücü.

Ve bu tarihten itibaren de siz kendinizi Türk mutfağına adadınız.
Yazılar yazıyorum, Gastro TV’de program yapıyorum. Prof. Dr. Tahir Amir Aslanov ile birlikte Türk Dünyası Gastronomi Kongresi’ni hazırlıyoruz. 2009’da Dünya Türk İş Konseyi’nin kongresinde lobi çalışmaları yapılıyor. Ben “En iyi lobi yemek masasında yapılır. Masada ikna edemediğiniz bir partneri makamında karşısına oturup ikna etmek zordur” dedim. Salonda alkış koptu. Ondan sonra da Rıfat Hisarcıklıoğlu (TOBB Başkanı) bana Avrupa’da Türk gastronomisini tanıtma görevini verdi. Ayrıca lezzet markalarını bir araya getirmemizi söyledi. Şimdi markaların ürün envanterini kategorilerine göre ayıracağız.

Betül Altınbaşak
betul.altinbasak@tg.com.tr
04.08.2013






<------------------------ İmza ------------------------>
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır...
İşleyen demir ışıldar..( Pas tutmaz )
Zahmetsiz rahmet olmaz...
Hiç bir emek zayi olmaz...
Niyet hayır akibet hayır...
Siz iyi olun iyiler sizi bulur..
Bugünün işini yarına bırakmayın...Yarın yaparım diyen kaybeder...Ne yapacaksanız hemen yapın...
Bilgi paylaştıkça öğrenilir,artar ve değer kazanır...Saklanırsa unutulur...
Nimetin kıymetini bilmezseniz nimet elden gider...
Ahmet Dedeoğlu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
kahvesi, pazar


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


WEZ Format +3. Şuan Saat: 18:59.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

NBA